BIST2.011,16%13.4439
USD13.4541%0.75
EURO15,2705%0.87
ALTIN793,82%0.49

Devlet terbiyesi

Günay Ertan Akgün

Abone OlGoogle News
11 Ocak 2022 09:15

Hz. Âdem (r.a.)’in yaratıldığı günden günümüze kadar gelinen süreç içerisinde – adı, sanı, amacı, yapılaşması farklılık gösterse bile – binlerce / belki de milyonlarca “devlet” kurulmuş, bazıları milletleriyle birlikte tarihin dehlizlerinde kaybolup giderken, bazıları dejenere – asimile olmuş ve bazıları da “millet” – “ulus” bilinci içerisinde ayakta kalabilmeyi başarabilmiştir. İşte bunlardan biri de hiç şüphesiz ki aziz / asil Türk Milleti’nin kurduğu devletlerdir.

Türk Milleti, Yüce Allah’ın ona bahşettiği genetik özelliklerinden mi yoksa genelde insanlığa / özelde ümmete karşı olan yakınlığı ve acıma – merhamet duygularıyla dopdolu olduğundan mıdır, bilinmez ama bilinen bir gerçek şu ki; onu hep “baş” olarak var etmiş, dimdik bir şekilde de ayakta tutmuştur. İnsanlığın geleceğini ayakta tutan – sömürgeci / zalim olmayan yegâne milletin Türkler olduğunu bilmemek için ya aptal ya da art niyetli olmak lazım. Hani Mevlana’nın dediği gibi “bizi bilen bilir, bilmeyen de kendi gibi bilir!...”

Türk Milleti’nin kurduğu devletlerin sayısı, mücadeleleri, dönemlerindeki yanlışları – doğruları, güç gösterileri, şımarmaları – debdebe – gösteriş ve entrikaları, siyasal sistemlerindeki hataları, tarihe sürekli olarak tekerrürü yaşatmaları, büyük bir mücadeleden sonra kurup ayakta tutmaya çalıştıkları “son viraj” daki 100 yıllık devletindeki hainlik – darbe – balans ayarı ve muhtıraları vs., vs. anlatmaya kalksak; zaten buna ne ömrümüz ve ne de mürekkebimiz yeter. Derdimiz de şu an bu değil, ara ara bunlarla zaten dertleniyoruz. Bizim derdimiz; canımızdan kıymetli bildiğimiz ve “aziz” lik yüklediğimiz bu “kutsal emanet” i yönetmeye talip olanların hâl – hareket, tavır ve içten içe gizledikleri “emanete hıyanet etme” içgüdüleridir. Biz, bunlarla uğraşacağız!...

Ana rahminden, doğup büyüdüğü ve belli makamları işgal ettiği zamana kadar sürekli olarak hıyanet dişlileri arasında öğütülen güruh; yer yer STK’larda, yer yer siyasi partilerde, yer yer devletin belli başlı kurumlarında, yer yer medya ekranlarında görülür, her şeyi kendilerinin bildiklerini zanneder, kargadan başka da kuş tanımazlar. Her yaptıkları / söyledikleri yalan, her hareketleri faul olan, sayıca az ama etki bakımından fazla olduklarını zanneden bu rafadan tayfa, en çok da ne zaman ortaya çıkıyorlar biliyor musunuz; Sisli / puslu ortamlar ve bağlantılı olarak “erken seçim tartışmaları” nın olduğu / olabileceği zamanlarda!...

Bu güzel memlekette ortalama on yılda bir ya darbelere zemin hazırlandı, ya darbe yapıldı ya da ekonomik krizler çıktı / çıkarıldı. Ülkemize bir şekilde boyun eğdirilmeye çalışıldı. Küresel baronların bağlantılı ayağı olarak değişik kollarda faaliyet gösteren iç mihraklar, fırsat buldukları anda belki de - hani birilerinin “zulüm 1453’de başladı!” dediklerine ithaf olarak üstüne basa basa Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın dile getirdiği hedeflerinden de biri olan - “2053 Hedefi” nin gerçekleştirilmemesi için ellerine geçen her türlü fırsatı kendi lehlerine çevirmeye çalışacaklar ama biz onlara bu fırsatı - geçmişte de vermediğimiz gibi – yine vermeyeceğiz. Bu azim / istek ve iman dolu yürek her sinede vardır.

Evet, gözlerini hırs bürüyen, tâ ebeveynden (aileden) alamadıkları terbiyelerini bir türlü göremediğimiz ve hiçbir zaman da göremeyeceğimiz kişilerin herhangi bir mevki ya da makama geldiklerinde de görmeyi beklemek açıkçası safdillik olur. En üst düzeydeki mevki / makamlara gelme heva ve hevesi olanlar da ne devlet adamlığı ilkelerini ve ne de devlet terbiyesini görebiliyoruz. Bu devletin yüce makamları bunlara mı teslim edilecek? Bürokratları – teknokratları – yargı mensuplarını tehdit eden, devletin kalıcı eserlerini iktidara geldiklerinde (!) yıkacaklarını / yerle bir edeceklerini söyleyen, Cumhurbaşkanımıza “diktatör” – külliyeye “saray” diyen ve bunlar üzerinden algı oluşturup politika ürettiklerini zannedenlerin yaptıkları Nikita Khrushchev’in; “Politikacılar dünyanın her yerinde aynıdır, bir köprü yapma sözü verirler ama ortada bir ırmak bile yoktur” sözündeki gerçekte saklıdır.

Yıllardan beri süregelen “devlet adamlığı kriterleri” nde aranılan ehliyet – liyakat ve sadakatten yoksun olanlar da artık Sokrates’in “Devleti yönetenlerde dört değer olmalıdır: Bilgelik, yiğitlik, ölçülülük ve doğruluk.” ilkelerini de aramıyoruz. Çünkü dedik ya bir insan da “terbiye” yoksa ve o birçok ahlâkî değerden yoksun büyümüş / yetişmiş ve hayatı boyunca bunları kendine düstur edinmişse, ona; ne devlet teslim edilir ve ne de mevki – makam. Bu konudaki anlayışımız da; “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!” değil miydi, ne çabuk da unuttuk!...

Ülkemiz hiç olmadığı kadar büyük bir girdabın içerisine sokulmuş durumda. Birçok badireyi atlatan – birçoğunun da üstesinden gelip alnının akıyla çıkan, vatan aşkıyla yanıp tutuşan kadroları / her karanlığı aydınlığa kavuşturan nesilleri sayesinde, elbette ki terbiyeden yoksun olanlar hak ettikleri cevabı alacak ve tarih çöplüğüne gömecektir, bundan da şüphe duymadık, duymuyoruz. Çünkü, biz bunların dedelerine de aynı hazin sonları yaşattık; kimini denize döküp, kimini de ait olduğu cehennemin dibine boylattık. Bunlarda dedelerinin yollarından gittikleri için – hiç şüphesiz ki – aynı sonu yaşayacaklardır, debelenmeleri – canhıraş bir şekilde bağırmalarının da tek sebebi de budur. Çatlasınız da – patlasanız da “kutlu doğum” yakındır, engelleyemeyeceksiniz, başaramayacaksınız!...

Evet, biz bu devleti bu günlere kolay taşımadık, çok bedeller ödedik, bir o kadarını da ödetiriz, şüpheniz olmasın. Halkın vicdanında yer bulacak, adap / usul / terbiye çizgilerinde ve her şeyden önemlisi de “devlet bağlılığı” na uygun hareket edecekseniz, buyurun hodri meydan. Zamanında yapılacak olan “2023 Seçimleri” ne kadar bekleyin ve boynunuzun da ölçüsünü alın. O zamana kadar kabul görmeyen her türlü eylem ve söyleminize karşı mislini bizden bulacak ve göreceksiniz, bunu da böyle bilin!...

Unutmayınız ki;

“Devlet- i Ebed - Müddet!...”

Günay Ertan Akgün

Akit TV köşe yazarı