BIST1.910,41%13.7669
USD13.703%0.15
EURO15,5262%0.33
ALTIN786,53%0.95
Akit HaberYazarlarGünay Ertan Akgün Hiçbir şeyi “garanti” görmeyin

Hiçbir şeyi “garanti” görmeyin

Günay Ertan Akgün

Abone OlGoogle News
24 Kasım 2021 10:08

İman; İnsanı “birey” olmaktan çıkartıp, yaratanı olan Allah’a karşı “kul” olarak götürmenin yoludur. Bu açıdan baktığınız zaman insanın “kul” olabilmesi ve iman çerçevesinin içine girebilmesi için öncelikle “tevhit” anahtarını “din” kilidine sokması ve sonrasında da Allah’a ve onun “din” ine, indirdiği “kitap” a, gönderdiği “önder” e, “iki kapılı bir han” olarak görülen “dünya” ya, aracıları “melekler” e şeksiz – şüphesiz bağlanması / itaat etmesi gerekir.

İman kapısını aralayan kul, kendine verilen cüzi iradeyle birlikte inanmaya – sorgulamaya ve ödül – ceza mekanizmasını çalıştırmaya başlar. İşte buna da “inanç” ve “itikat” kurallarına bağlılık denilir. İnanç; Allah’la kul arasındaki manevi bağ, nehrin iki yakasını birleştiren ve maşukları birbirine kavuşturan köprüdür. Bu köprüyü sağlamlaştıran temel de “iman” dır. İmanı zayıf olanın inancı da, itikadı da, zikriyatı da, kulluk bilinci de zayıf – eksik olur, olacaktır.

İnancın ortaya koyulduğu bağlılık ve tatbikatı olan “zikriyat” insanı “kul” yapacaksa, bu da aleni – aşikâr ya da uluorta bir şekilde değil, kendi edep ve ahlâk kuralları içerisinde yapılır, yapılmalıdır. Gösteriş – şekil – riya için ibadet yapılmaz, yapıldığı zannedilse de adı ibadet olmaz, olmayacaktır. Sonra da “vay onların haline!” diye ilahî uyarılarla karşılaşmış olursunuz. Sakal – bıyık gibi göstergeler ile cübbe – sarık ve tesettür gibi kılık kıyafetler de eğer ki kalbinizdeki itikadi tam olarak yansıtmaktan aciz ve sadece şeklen olmaktan öteye gidemiyorsa bunlar da sizi “kul” yapmaz, yapmayacaktır. O zaman da vay halinize!...

Müslüman geçinen, inançlı / itikadlı olduğu iddiasında bulunan – istisnalar hariç – mütedeyyin kesimimizde ciddi hatalar, sapma – şaşkınlık ve arayışlar vardır. Bilhassa kadın ve gençlerimizde bu çok büyük bir sorun haline geldi, gelmeye de devam etmektedir. Birilerinin – eskiden “ateizm” bahane edilirdi – “deizm” ve “Z Kuşağı” diye adres saptırarak suçlu olarak gösterdikleri – eski moda tabirle – “milenyum” kesimi – haberiniz olsun – artık kuş misali elimizden uçup gidiyor. Derdi siyaset olanın dermanı da bu nesil olmayacaktır. Siyaset – siyasi kaygılar – siyasi ikbal / makam – koltuk ve hevesler uğruna bir nesil “Z Kuşağı” diye diye elimizden kayıp gidiyor.

14 Ağustos 2001’de kurulup 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana iktidar olan AK Parti, 19 yıldır öyle ya da böyle bir şekilde bu ülkeyi yönetti, yönetmeye de devam ediyor. AK Parti’nin gerek kuruluş ve gerekse iktidar olma tarihlerinde daha doğmayan ya da 3 - 5 yaşlarında olup hiçbir şeyin farkına varmayan ve bu günlere kadar gelen gençlerimiz; o kadar rahata, kolaycılığa, hazırcılığa alışmış, “bir tık” la her şeye ulaşmış ve elleri sıcak sudan soğuk suya değmediği için de artık imanî – itikadî ve insanî alanlarda bir boşluğa düşmüş, art niyetli insanlar / internetteki tehlikeli oyunlar/ mantar gibi türeyen nargile kafeler sayesinde de başıboş – amaçsız – hedefsiz – sünepe bir kesim olarak kıyıda köşede bırakılmış, adeta unutulmaya terkedilmişlerdir, çok yazık!...

Mütedeyyin kesimin oylarına, Türkiye’nin geçmiş olduğu buhran döneminin sıkıntılarına ve 28 Şubat sürecinin mağdur / mazlum haline getirdiği kesimlerin “kurtarıcı” – “yeni bir nefes” – “geleceğin umudu” olarak gördüğü belediyecilikten tecrübeli Recep Tayyip ERDOĞAN ismine / markasına- karizmasına güvenerek yola çıkan AK Parti, kurulduğu günlerde “kadın” ve “gençlik” le ilgili oturmuş – sistematiğe bağlanmış teşkilat (lar) a, kurumsal bir yapıya tam olarak sahip değildi. Bu boşluğu da Fetullahcılar – Süleymancılar – Nakşibendiler (Menzil Grubu, İskenderpaşa, İsmailağa vs.) gibi dini cemaat ve tarikatlardan destek alarak doldurmuştu.

“Devlet Pastası” nın (!) pay edilememesiyle birlikte patlak veren 17 – 25 Aralık 2013 olaylarından sonra AK partiyle arası açılan ve tarihin şahitlik edeceği en büyük hainliklerden biri olan 15 Temmuz 2016 darbesiyle de FETÖ’ye dönen kesim, Kur’an Kursları üzerinden yerel belediyelerle zıtlaşan – kendi aralarında da birden fazla gruba ayrılan – Süleymancılar, Sağlık Bakanlığı / Büyükşehir ve ilçe belediyelerindeki “kadrolaşma” dan dolayı göze batan “Menzil Grubu” ndan sonra kala kala İsmailağa ve İskenderpaşa grupları kaldı. Bu iki grubun da aleni bir şekilde hükümet ve devletle ilgili bir beklenti / arayışları olmadığı için AK parti iktidarı, kadın ve gençlik teşkilatları üzerinden sınıfta kalmış, başarısız olmuş, yaptığı her bir hamle beyhude bir çaba olmaktan da öte gidememiştir. İmanî bağlılıkla siyasî bağlılığı birbirine ilintili yapar ve bundan da verim beklerseniz; böyle bir sonla karşılaşmış olmanız da kaçınılmaz olur, olacaktır, oldu da!...

AK Parti iktidarı sağlamış olduğu imkân ve rahatlıklara, mütedeyyin kesimin her ne şart altında olursa olsun her dönem verdiği oylara, inançlı / kendilerine aşkla – şevkle bağlı olan ve her ne hikmetse sorgulama mekanizmasını kaybeden ebeveynlere ve – çocukları da kendileri gibi olur düşüncesiyle – onların gençlerine güvendi ve ne yazık ki – tabirimi hoş görün – ilk kazığı da onlardan yedi, büyükşehirler başta olmak üzere birçok il ve ilçenin belediye seçimlerini kaybetti, böyle giderse de kaybetmeye devam edecektir, bundan da hiç kuşkunuz olmasın!...

“Garanti” olarak görülen genç ve kadınlarımız başta olmak üzere toplumumuzun oy veren tüm katmanları “inanç” olarak size yakın olsa da siyasi olarak zamanla farklı arayışlara girer, girebilir, sizden de uzaklaşabilir. Bunu da çok görmemek lazım. Böyle bir sonuçla karşılıyorsanız; bunu “karşı taraf” ta (seçmende) değil, kendinizde aramanız ve ara sıra değil her gün de aynaya bakıp “nerede hata yaptık?” demeniz, çuvaldızını kendinize batırmanız lazım. Aksi takdirde yitip giden hem gençlik, hem gelecek, hem devlet, hem zaman ve hem de dava olacak, kudsiyeti yüce olan bu kavramlar da ister istemez pespaye edilecektir. Siyaset hele hele son zamanlarda kirletilmiş / seviyesi iyice düşürülmüş bir siyaset için buna değer mi, değecek midir?!...

Başta toplumumuzun ana dinamiğini oluşturan kadınlarımız ve gençlerimiz olmak üzere, artık seçmenleri ve size gönül verenleri “garanti” olarak görmeyin ve bu huyunuzdan da vazgeçin, o zaman aydınlık günlerin sizleri beklemiş olduğunu göreceksiniz.

Günay Ertan Akgün

Akit TV köşe yazarı