BIST1.880,06%13.7516
USD13.6975%0.11
EURO15,4736%-0.01
ALTIN777,90%-0.15
Akit HaberYazarlarGünay Ertan Akgün Kavala üzerinden “dış politika” ya şekil vermek

Kavala üzerinden “dış politika” ya şekil vermek

Günay Ertan Akgün

Abone OlGoogle News
25 Ekim 2021 09:15

“Türk milleti gibi anlı şanlı, geçmişi iftihar tablolarıyla dolu olan merhamet sahibi ve düşkünü başka bir millet var mıdır?” diye bir soruya verilebilecek en güzel cevap; “Tabii ki yoktur!” olmalıdır. Bu millet, gerek kendi milletinden / dininden olsun ve gerekse olmasın mazlum / mağdur herkesin feryat figanlarına kulak verip gereğini yapmış, acı ve sızılarına tercüman ve yaralarına da pansuman olmaya çalışmıştır. Bu geçmişte nasıl olduysa, bugün de yarın da aynı şekilde olacaktır, bundan da hiç kimsenin şüphesi olmasın!..

Çin Seddi’nden kalkıp Adriyatik denizine kadar dayanan coğrafya üzerinde nal sesleri bulunan, zalime dur demesini bilen, yeri geldiğinde devleti yıkılıp yerine yenisini kuran – hiçbir zaman da devletsiz kalmayan, gittiği her yere acı yerine sevgi gözyaşını götürüp insanlık duyguları aşılayan bu aziz millet, çağ kapatıp çağ açsa – birçok imparatorluğun hükümranlığına son verip onları tarih sahnesinden silse de bu, “birilerinin arı kovanına çomak sokma” anlamına gelmiş, bazı uluslar bu kuyruk acısını tarih boyunca unutamamışlardır.

Tarihin en köklü, en merhametli, en yufka yürekli devleti, gittiği her yere adalet ve güven duygusu götüren, Portekiz kralıyla “Portakal Kralı” – Fransız Kralı Fransuva’ya elçisi aracılığıyla ferman gönderip “Françesko” diye dalga geçecek kadar dışarıdakilere ayar ve talimat veren Osmanlı; ne zaman ki içerdeki fitneciler sayesinde ulu çınarın budanma senaryoları başladı ve kendini bilmeyenlerin zevk / eğlence ve sefaya olan düşkünlüğü – Saray Entrikaları meydana çıktı işte o tarihlerden sonra bu aziz devlet birer birer topraklarını kaybetti, kendinden oldu, hem devleti ve hem de coğrafyasının büyük bir kısmını kaybederek tarih sahnesinden silindi.

Osmanlı’nın dağılmayla başlayıp yok olmayla neticelenen acı hikâyesi elbette ki birilerinin de canını sıkar ve Türk, düştüğü yerden tekrar kalkıp yeni devletini kurardı. Zaten öyle de oldu ve yeni bir tomurcuk / filizlenen bir fidan / yaprağını açmış güzel bir meyve artık kabuklarını patlatıp gün yüzüne çıktı. İşte bu yeni devletin adı; “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” dir!...

Kurulduğu günden bu günlere kolay kolay gelmeyen, türlü türlü badireler atlatan, demokrasi sınavında arada sırada sınıfta kalsa da bir sonraki sınavını rahatlıkla geçmesini bilen bu devlet; her ne kadar tabeladaki ismini değişse bile aslında Osmanlı’nın devamı olduğunu tüm dünyaya haykırdı ve onun yolundan da gitti. Siyaset sahnesinde yıkılan / tekrar ayağa kalkan, farklı iktidarlarla yoluna devam eden bu devlete yer yer ABD - AB üyesi ülkeler (Avrupa) – NATO - BM gibi dış mihraklar ayar vermeye ve zapt ü rap altına almaya çalışmış, dönemin iktidarları seslerini çıkartamayıp boyun eğmek zorunda kalmışlardır.

Her ortamda Türkiye’ye kafa tutan, kendilerine göre kulak çeken, ayar veren Avrupa ve aslında arka planlarında da ABD’ye, bu devletin artık “o eski Türkiye” olmadığını dile getiren – bazen hatalar yapılsa bile – diz çökmeyen, her söylenen / yapılana misliyle karşılık veren ve BM Genel Kurulu’nda bunları da yüzlerine vuran ve dünyanın beşten büyük olduğunu söyleyen bir iktidar ve liderleri vardır. İşte bu, birilerinin canını sıkmakta, eski kuyruk acılarını hatırlatmaktadır. Türk’ün “kurt” u sembol olarak seçmesinin elbette ki bir gayesi vardır. Çünkü kurt; kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz.

Eğer bol – bereketli – zengin ve jeopolitik / jeostratejik öneme sahip bir coğrafyada ikamet ediyor ve bunun korunmasını “namus” belleyip bekçiliğini yapıyor, uğrunda şehit olmayı göze alıyor veanahtarlarını elinizde tutuyorsanız; hem içeriden ve hem de dışarıdan düşmanlarınız eksik olmaz. İşte bu yüzden son birkaç gündür “Soros’un Türkiye Şubesi” hapisteki iş adamı (!) – kayınpederi romancı Tarık Buğra üzerinden masumlaştırılmaya çalıştırılan - Osman Kavala üzerinden yaşanılanları da böyle değerlendirmek gerekir. İsmi / cismi – konumu ya da makamı ne olursa olsun hıyanet sarmalına dolanan herkes haindir ve acı akıbetle yüzleşmek zorundadır. Bu yüzdendir ki Kavala üzerinden yaşatılanlar, “Gezi Kafalılar” ın sahaya sürdükleri farklı bir senaryodur, dikkat etmek gerekir.

Avrupa ve arka planında yer alan ABD, eğer ki hapiste olan birini koruması altına almış ve ona arka çıkıyorsa bunun arkasında “insan hakları” nı da aramamak gerekir. Kaç gündür ülke gündemimizi meşgul eden ABD, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda gibi her taşın altından çıkan devletlerin Ankara büyükelçilerinin Dışişleri Bakanlığı’na gidip de Kavala üzerinden talimat vermeye çalışması, elbette ki karşılıksız kalmayacak ve diplomasi diliyle hak ettiği cevabı alacaktır. Çok ve bağırarak konuşmak, her şeyi bilmek ve iyi yönetmek anlamına gelmez. Bu yüzdendir ki, bu 10 devletle ilerleyen politik süreçlerin zarar görmemesi için daha temkinli - ihtiyatlı konuşmak ve muhatapları dışında her kafadan da ses çıkartmamak gerekir.

Devletlerinin sözünden çıkmayan ve kendilerine verilen misyonu (!) yerine getirmeye çalışan bu diplomatlar, eğer “persona non grata” (istenmeyen adam) ilan edilecekse, bu bir an önce yapılmalı ve sağırlar duyacak şekilde değil, devlet edebine – diplomasi diline uyacak şekilde yapılmalıdır. Aksi takdirde yapılan her bir hamle ve sergilenen her bir tavır / davranış, bir taraftan onların ekmeğine yağ sürerken diğer bir taraftan da Türk’ün misafirperverliğine yakışmaz, yakışmayacaktır. Beşten büyük olmayan dünya, 10’dan da büyük değildir. Yapacaklarımızla “kaş yaparken, göz çıkartmayalım!”

23 Ekim 2021’de Eskişehir’de Millet Bahçesi – İl Halk Kütüphanesi ve yapımı tamamlanan diğer projelerin toplu açılış töreninde konuşma yapan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ın sözleriyle yazımızı noktalayalım;

“Kavala, Kavala. “Kavala” dediğin Soros’un Türkiye şubesi. 10 tane büyükelçi onun için Dışişleri Bakanlığı’na geliyor. Bu ne terbiyesizliktir? Siz burayı ne zannediyorsunuz? Burası Türkiye, Türkiye. Burası öyle zannettiğiniz gibi bir kabile devleti değil. Burası Türkiye, anlı şanlı Türkiye. Burada kalkıp Dışişleri Bakanlığı’na gelip talimat verme gibi bir yola giremezsiniz. Gerekli talimatı ben de Dışişleri Bakanıma verdim. Ne yapması gerektiğini söyledim. “Bu 10 tane büyükelçi bir an önce istenmeyen adam ilan edilmelerini hemen halledeceksiniz” dedim. Zira bunlar, Türkiye’yi tanıyacaklar, anlayacaklar, bilecekler, bilmedikleri, anlamadıkları gün burayı terk edecekler.”

Günay Ertan Akgün

Akit TV köşe yazarı