BIST117.741%-0.56
USD6.8664%-0.01
EURO7,8499%0.42
ALTIN399,08%-0.08
Akit HaberYazarlarGünay Ertan Akgün“Derin Amerika” yine düğmeye bastı

“Derin Amerika” yine düğmeye bastı

Günay Ertan Akgün

02 Haziran 2020 07:03

Uluslararası diplomatik dilde kullanılan Amerika’da darbe ve terör olmamasının tek sebebi olarak; “Orada ABD Büyükelçiliği’nin olmaması” gösterilir. Bu da açıkçası şunu gösteriyor ki, ABD’nin ataşe – konsolos – başkonsolos – elçi – büyükelçi gibi diplomatları “CIA’nın Darbe Kolu” gibi çalışmakta ve her ne hikmetse “başarısız” (!) darbe girişimlerinden sonra ajanlar “temsilcilikler” i vasıtasıyla terk – i diyar eylemektedirler.

“Kurumsal Yapı” ları güçlenemeyen, siyasi iktidarları muktedir olamayan, bölük pörçük parti sayılarını “demokrasi nimeti” olarak gören – değerlendiren, yeraltı ve yerüstü madenlerine “gerçek mana” da sahip olamayan / çıkartamayan / işletemeyen ve akıl fukarası olan İran, Irak, Türkiye, Suudi Arabistan ve Venezuela tarzındaki devletler, her zaman ABD için aşikâr bir “tehdit unsuru” olmuş ve “hedef” haline getirilmişlerdir.

CIA beslemesi Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak’ın, İran’la galibi / mağlubu belirsiz ve 8 yıl süren savaşa girmesi / bunda “başarılı” olunamayınca 1990’daki o meşhur (!) Körfez Krizi’nin fitilini ateşleyen “Kuveyt’in ilhak edilmesi” ve her iki olayda da sahibine kafa tutan Saddam’ın hazin sonu, hiçbir Müslüman devletin mezhep (!) / yaşantı tarzı / komşularıyla ilişkilerini tasvip etmemesine rağmen kabarık sabıka siciline sahip olan “Kraliyet Ailesi” diye geçinen Suudi Arabistan’ın İran ve Yemen’le içten içe “savaş” halinde olması, Şah rejimin devrilerek “1979 İslam Devrimi” yle (!) birlikte yerine “Şia” bağlantılı “Mollalar” ın getirilmesi, Türkiye’de yapılan tüm darbelerin geçmişi ile Ermeni tandanslı (ASALA, JCAG, NAR, Hınçak ve Taşnak vs) – PKK – DHKP / C – Hizbullah gibi terör örgütlerinin yapılanma ve faaliyetlerinde, Venezuela’daki mevcut resmi iktidarın yıkılıp kazanamayan ve her hareketi şaibeli olan muhalefetin “meşru iktidar” mış gibi ilan edilmesinin arkasında CIA – derin Amerika eliyle yapılan darbeler vardır. Her devlet, apaçık bir şekilde bu gerçeği bilmesine rağmen bir şeyler yapamıyorsa ya da yapmak isteyip bunları başaramıyorsa, bunun arkasında siyasi ve ekonomik “güçsüzlük” ya da “köle” nin “efendi” sine ses çıkartamaması gerçekleri yatmaktadır.

Etrafımızda kaynayan Ortadoğu kazanının içişlerini bir tarafa bırakarak son zamanlarda ülkemizde cereyan eden olaylara baktığımızda yine bir CIA (ve bağlantılı olarak derin Amerika) parmağının olduğunu göreceğiz. Komplo teorileri üzerinde konuşmak ille de birilerinin gözüne soka soka somut deliller isteyenler için; gerçekleştirilen darbeler, geçmiş darbe girişimleri, balans ayarı ve muhtıralara bakmak gerekiyor. Bu kadar geçmişe gitmek istemeyenler için daha tazeliğini koruyan 15 Temmuz 2016 yeterli olur sanırım!...

Fetullahçılar – F Tipi – Hizmet Hareketi gibi argumanlarla halkın karşısına geçip “şirin” gözükmeye çalışanlar, gerçek yüz ve niyetlerini 15 Temmuz gecesinde göstermiş oldular. FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü) ve içerisindeki PDY (Paralel Devlet Yapılanması)’nin “tek başına” ve “deli cesareti” olarak böyle bir şeye girişmelerini beklemek safdillik olmaktan da öte bir şeydir. Kimse kimseyi kandırmasın artık!...

15 Temmuz darbe gecesinde Yunanistan topraklarına inen helikopterin içerisinde bulunan ve içindekilerle birlikte “iltica” (!) eden - CIA’nın Türkiye eski İstasyon Şefi aynı zamanda da Fetullah GÜLEN’in “yeşil kart” alarak ABD’de kalmasını sağlayarak ona referans olan – Graham FULLER’in olması, yine o kanlı gecede İstanbul – Büyükada’daki Splendid Palace’da konuk olan ve CIA’de “Türkiye Uzmanı” olarak tanınan – her ne hikmetse – FULLER’le birlikte “Türkiye’de Kürt Sorunu” adlı kitabın da yazarı olan – aynı zamanda da bir “rastlantı” (!) sonucu olarak beraber “Carnegie Endowment For İnternational Peace” adlı “düşünce kuruluşu” nda (!) çalışan Henri BARKEY’in topuklayıp kaçtığı ve sonrasındaki yaşanılmışlıkları da unutmuş değiliz!..

Evet, “zayıf” ya da demokrasisi tam oturtulamayan / oturmayan – değişik vesayetlerle yönetilmeye çalışılan ülkeler, ABD güdümünden çıkamaz ve “darbe etkileri” nden de kurtulamazlar. Geçmişte yaşadığımız darbe örnekleri ile FETÖ kalkışmasından gördüğümüz şu ki; PENTAGON, CIA, NATO’da “eğitim” (!) görmeyen ve “derin Amerika” dan etkilenmeyen hiçbir subay, “general” (paşa) rütbesine getirilmediği gibi atamaları da yapılmamış ve darbelerin tetikçi / maşası olarak da kullanılmışlardır. Tekerrür eden “tarih” ten ders çıkartmaktan aciz olan siyasilerin sürekli olarak darbelerle -ABD’nin kahrolası planlarıyla yüzleşmiş olmaları, mağdur edebiyatını yapmalarının tek sebebi; Kendinizi / değerlerinizi tanımamaktan ve basiretsizlikten geçer. Ülkemiz geçmişte bu basiretsizlikleri çok yaşadı ve tekrarını de 15 Temmuz’da görmüş oldu. “Bu son olsun!” temennisini dile getirip durduk, ancak yine birileri düğmeye basmış olmalı ki son günlerde bir şeyler karışmaya başladı. Neden mi?;

Kölesine yenilmeyi bir türlü hazmedemeyen efendi (!) ABD, 15 Temmuz yenilgisinin rövanşını bir şekilde almak istiyor. Önce küresel ekonomik kriz, akabinde Irak ve Suriye politikaları ile İran Ambargosu’ndaki başarısızlıkları, dünya çapında yaşanılan korona virüs salgınıyla baş edememesi / sağlık isteminin çökmesi ve ekonomik krizle boğuşması (bilhassa Petro – dolar silahını kullanamaması, ilk kez üste para vererek ham petrol varil fiyatlarının düşmesi), yaklaşan “başkanlık” seçimiyle birlikte kötü günler geçiren ABD’den, zenci George Floyd’un “beyaz polis” tarafından boğazına basılarak boğularak öldürülmesi sonucunda “iç karışıklıklar” ın çıkması ve büyük olayların patlak vermesiyle birlikte çok kötü kokular gelmektedir.

Zencinin öldürülmesine bağlı olarak patlak veren olaylar, Fransa’daki “Sarı Yelekliler” ile “huzur” a (!) kavuşturulmak maksadıyla Arap Dünyası’nda başlatılan “Arap Baharı” olayları kadar uzun sürmeyecek, 20 gün en fazla bir aya kadar durulanacaktır. ABD tarihinin geçmişi hep bu örneklerle doludur. Martin Luther King ile Malcolm X’in “direniş / başkaldırı hareketi” yle birlikte anılmayacak ve kıyaslanmayacak olan ABD’deki bu gösteriler, elbette ki durulanmak zorundadır. Eli kanlı – darbeci ABD’nin yaşadığı / yaşattıkları ne ilk ve ne de son olacaktır. Biz esas kendi iç dünyamıza dönelim;

Yazımıza başlarken CIA eliyle ABD’li diplomatların farklı ülkelerde ne yaptıklarından yüzeysel olarak bahsetmeye çalıştık. Gerek NATO şemsiyesi altında ve gerekse kendi üslerinin konuşlandığı yabancı topraklardan, ABD, güçlerini taşımaya / terk etmeye başladıysa, bunlar; ya darbe, ya iç karışıklık ya da küresel etki bırakabilecek suikastların yaşanılacağının habercisi olmuştur. Bunu göremeyecek kadar kör olan devlet idarecilerinin işgüzarlık yapıp “dış güçler” den bahsetmek gibi kolaycılığa kaçmaması ve topu da başkalarına atmaması gerekir. Hatırlanacağı üzere Adana – İncirlik’te görevli olan ABD askerlerinin ailelerinin Aralık – 2019’da başlayan “üs” ten taşınma ve tahliyeleriyle birlikte 2020 Ocak ayı ortalarında da “üs” te çalışan Türk işçilerinin işten çıkarılması gibi gelişmeler, sonrasında yaşanılacak olayların habercisidir. Hatta bir ülkede iç karışıklıklar başladığında ABD Büyükelçisi ya da diplomatları “merkez” e çağrılıyorsa, akabinde ki kötü kokulara burnunuzu hazırlamanız gerekir. Bu yüzdendir ki tüm ABD büyükelçilikleri – dış temsilcilikleri; şeytana bile pabucunu ters giydirten olayların merkezi / şer odaklarının konumu noktasındadır.

Bize “bu filmi daha önce de seyretmiştik!” dedirten ve “benzerlik” gösteren son bir iki aydır yaşadığımız; Darbe söylentileri, polislerin şehit edilmesi, İzmir’in adres olarak seçilip “merkezi ezan sistemi” ne sızılarak “çav bella” şarkısı ile Selda BAĞCAN’ın türkülerinin çalınması, İstanbul – Üsküdar / Kuzguncuk’taki Ermeni Kilisesi haçının kırılması ve akabinde de Konya’da 25 yaşındaki bir kişinin Hrant Dink Vakfı’na karşı sözlü saldırılar ile Rakel DİNK’i mail yoluyla tehdit etmesi, başta ezan olmak üzere tüm manevi değerlere karşı başlatılan topyekûn hakaret ve karalama kampanyaları, “bayram değil, seyran değil eniştem beni niye öptü?” dercesine “erken seçim” söylentilerinin dillendirilmesi, partiler arası “milletvekili transferleri” nin konuşulması, iktidara - tek noktadan kumanda edildiği de anlaşılan- değişik kanatlardan salvolarda bulunulması – geçmişin karıştırılması gibi olaylarda gördüğümüz tek şey; yine birilerinin bir şekilde düğmeye basmalarıdır. Bu biri de 15 Temmuz rövanşını almaya çalışan ABD ve onun “derinler” idir. Bunu görmemek için de sadece kör olmak yetmez aynı zamanda da ahmak olmak gerekiyor.

Basiret – belagat – feraset duygularını tatile göndermemek üzere iktidarın temkinli davranması, tedbirleri elden bırakmaması ve ek tedbirlerle bunları desteklemesi, lokal ya da bireysel gözüken olayları hafife almaması ve sorumluların yakalanıp en ağır bir şekilde cezalandırılması gerekir, devlet olmak da bunu gerektirir.

Günay Ertan Akgün

Akit TV köşe yazarı