BIST88.059%-0.07
USD6.5793%-0.10
EURO7,2569%-0.42
ALTIN341,55%-0.51

Acaba nasıl?..

Atilla Özdür

24 Şubat 2020 13:52

Biz sarı kartlı profesyonel gazete yazıcısı olmadığımızdan, memlekette olup bitenlerin hepsinden haberimiz olmayabiliyor. Bu bakımdan ara sıra ve o da ancak el atabildiğimiz kadarıyla olayları öğreniyoruz. Bursa’nın Olay gazetesinde yer alan ve günümüze göre de, nadirattan bir hikaye gözümüze takılıvermişti. Fetonun ayaklarının ortalığı toza dumana boğduğu bunalımlı şu günlerde havayı tebdil, istedik…

Ahmet Gökçe, temizlik hizmetlerinde çalışan bir belediye işçisiymiş. Her zamanki gibi çevreden toparladığı çöpleri araca yüklerken, yerde içi parayla dolu bir poşet görüyor. Aidiyeti itibarıyle sahibini bulması için yetkili mercileri göreve davet ediyor…

Daha henüz toplu iğne yapabilir hale gelemediğimiz fukaralık ve katı laiklik çağımızda, ilk mekteplerimizde helal haram kavramları öğretilirdi. Üniversite olarak da sadece iki, birisi Ankara, diğeri de İstanbul üniversiteleri…

Sonra demokrasi çağına kapı aralandı. Devletçilik törpülenerek karma sisteme ve oradan da safha safha liberalizme yöneldik. Üniversiteler üçlendi, beşlendi. Şimdi her vilayette bir adet. Derken, “Sultanhamam Üniversitesi” de tedrisata başladı…

Kapalı camiler ibadete açılırken tekstilde de kamçılı tezgahların yerini iskeleti dökümden motorlu tezgahlar yer alır oldu. Cebi para görenlerin kanı bitlenince, ahlakın genel pratiğinde çözülme de gelip çattı…

Çukurovalı hacı ağaların Beyoğlu’nda bar kapatma mevsimine girdiğimizde, ortak varlıklarımızda ilk değişim, Nilüfer çayı ile Haliç denizinde görüldü. Kabaran para hırsı, her ikisini de kurutup öldürdü…

Derken çevre elden çıkmaya başladı. Ormanlar, sahiller ve tarım alanları yok edildikçe, topyekûn ahlak da, yerini, yalana ve dolana terk etti...

Ahmet Gökçe’nin bulduğu para dolu bu torba belediye nazırları önünde açılıp sayılınca, tam tamına 125.000 Türk Lirası nur topu misali masa üzerine yayılıyor. 25 yıllık emeğinin erişip gözünü kör edemediği acı bir parlaklık…

Kurucu Meclis tarafından temeli atılan devlet tek bir partinin üzerine bina edilince, kalkınma plan ve pratiklerini bu tek parti üstlendi. Tekelleşen siyasetin, kamu kaynaklarının kullanımında sahiplendiği tam serbestlik, idareyi kendine muti zengin üretmeye yöneltti. İlk ürün, İzmir İktisat Kongresinde alınmıştı. İkinci ürün hasadında da İnönü devrinin Varlık Vergisi kullanıldı…

İhaleler adrese göre hazırlanır olmaya, idarenin gözü tuttuklarına kamu kaynaklarının hibe edilircesine uzun vadeli kiralamalarla dağıtımı, bugünlere dek hâlâ devam etmekte…

Hal böyle olunca, devletin vergi hasılatı düşüyor. Kamu harcamaları için bütçe yetmezliğine borçlanmalarla çare aranıp bulunuyor. Bunlar da enflasyon üzerinden paranın bereketini düşürüyor. Neticede gelir dağılımında denge düzen kalmıyor…

Bu durumda sırtına sorumluluk yüklenen erkekler ne yapsın?

Siyaset, ya da politikacılar, memleketi bu hale getirenler arasında tek unsur değildir. Ekonominin üretim ve ticari dinamikleri hep birlikte, kadın emeğine yönelir. Öyle de yapılmıştır zaten…

Yaratılan sun’i işsizlik ücretleri düşüreceğinden, bu kez kadın unsuru, rejimi için bir koz olarak kullanılır… Kadın çalışacak ki, Cumhuriyet yaşasın, Atatürk sağ olsun…

Bursalı Belediye işçisi Ahmet Gökçe, sosyologlar için bir tez konusu oluşturmalıdır…

Nasıl Müslüman kalmış?..

Ailesini çalıştırmadan Hamd ve Şükreylemeyi tercihle mi, yoksa ballı kaymaklı bir hayat tarzı uğruna, inançlarından tavizle mi?..

Akit TV köşe yazarı