BIST89.171%1.26
USD6.5668%0.04
EURO7,2116%-0.73
ALTIN339,66%-1.06
Akit HaberYazarlarAli KarahasanoğluHani ‘savunma’ kutsal ve dokunulmazdı!

Hani ‘savunma’ kutsal ve dokunulmazdı!

Ali Karahasanoğlu

24 Şubat 2020 13:46

Avukatların klasik söylemidir: “Haksız kişinin davasını almadım.”

Ben de bu klasik söylemi tekrarlayanlardanım. Ama avukatlığa devam edemeyip, arayış içinde iken, gazetecilikte karar kılmamı.. Sadece gazetenin davaları ile ilgilenmemi.. Samimiyetimi sorgulama noktasında, hükme varabilmek için bir delil görebilirsiniz.

Avukatlık yaptığım yıllarda, “Haksız dava almadım” sözünü dürüstçe söyleyebilmek için, “Avukat, müvekkili ile özdeşleştirilemez” tezini de hiç savunmadım.

“Önce ben, savunacağım kişinin haklı olduğuna inanacağım ki.. Sonra da savunayım. Ben, uyuşturucu karşıtı isem, uyuşturucu sanığının avukatı olmam. Silahlı eylemi reddediyorsam, teröristin avukatı olmam” dedim.

“Para gelsin de, kimin davası olursa olsun” anlayışında olmadım. “Profesyonel avukatlık” anlayışının yanlışlığını dile getirdim.

Aksi yöndeki tezleri, üç kuruş para uğruna savunanlara..

Milliyetçi ise, “Teröristbaşı Apo’nun davasını alır mısın” diye sordum..

Solcu ise, “12 Eylül işkencehanelerinde görevli darbeci bir subayın avukatlığını yapar mısın?” diye sordum.

“Konuyu şahsileştirmeyelim” cevabını aldım..

Ama benim gözümde avukatlık, hakkı ile yapılacak ise.. Önce ilke sahibi olmak gerekir..

“Savunma hakkı kutsaldır” diyecekseniz..

Önce, “Hak; her şeyin üstündedir” ilkesini kabul edeceksiniz..

Yok öyle.. Hiçbir “Hak” kavramını dikkate almaksızın, şehid edilen askerlerimizi, polislerimizi görmeksizin, “Savunma kutsaldır. Ne yani, Apo, terör örgütü başı olmakla suçlanıyor diye, savunması yapılmayacak mı?” söylemi ile teröristleri savunmak..

Yok öyle..

“Üç kuruş para” için, yanlışı savunmak..

Şu an baro yönetimindeki kişiler de, hep aynı tezle karşımıza çıkarlar:

“Avukat, katili savunmakla, katil olmaz! Hırsızı savunmakla, hırsız olmaz!”

Avukatlığın saygınlığını da zedeleyen bu yanlış görüş, bakın bizi ne hale getirdi..

Bir öğretim üyesi.. Öğrencisini kopya çekerken yakaladı diye.. O öğrenci tarafından öldürülüyor..

İlla avukatlık yapacaksanız..

“Üzgünüz. Müvekkilimin o gün, başka konulardaki stresine ilaveten, sınavdaki yanlış davranışı sonrasında yaşanan gelişmeler, bizim de tasvip etmediğimiz bir cinayetin işlenmesi sonucunu doğurmuştur. Keşke yaşanmasaydı. Keşke, olmasaydı.. Giden geri gelmeyecek ama, aileden özür diliyoruz. Helallik talep ediyoruz. Takdir mahkemenindir” dersiniz..

Savunmanızı, gerçekler üzerinden, ama müvekkilinizin kanundan doğan bir hakkı var ise, ondan yararlanması doğrultusunda yaparsınız..

Ceren Damar isimli öğretim üyesinin öldürülmesi olayında, vicdanı olan her hukukçunun söyleyeceği, katil öğrencinin kanundan doğan tek hakkı, olsun olsun; duruşmada göstereceği pişmanlık, aileden dileyeceği özür sonrasında, cezasında 1/6 indirim yapılmasını sağlamak..

Bunun ötesinde, hakkaniyet üzere bir savunma yapılması mümkün değil..

Ama “avukatlığı profesyonel bir meslek” olarak gören, gösteren baro yönetimlerinin bizi getirdiği noktada ne ile karşılaştık?

Katil öğrencinin avukatı, maktül öğretim üyesine yönelik, akla hayale gelmeyecek iftiralar atarak, katilin az ceza almasını sağlamaya çalıştı.

Avukatın savunmasında ileri sürdüğü o isnatları, kusura bakmayın, tekrarlayamayacağım.

Yalan olduğu, iftira olduğu, sırf katilin üç gün az hapis cezası alması için uydurulmuş senaryolar olduğu apaçık ortada..

“Savunma yapıyorum” denilirken, o kadar ayağa düşmüş senaryolar üretildi ki..

Ankara Barosu da ayaklandı. Barolar Birliği Başkanı da “Bu kadar da olmaz” dedi..

Ve avukat hakkında soruşturma açıldı..

O avukatı savunma anlamında söylemiyorum.

O baro yönetimlerinin, düne kadar savundukları tezlerin ne kadar yanlış olduğunu ispat sadedinde söylüyorum..

“Gördünüz mü, ‘savunma hakkı kutsaldır’ derken, nelere yol açtınız?..”

Terör örgütlerinin yöneticilerinin suçluluğu dört dörtlük delillerle ortada iken, onları savunma görevini üstlenenlerin, “Benim mesleğim bu” diyerek kendisine mazeret üretenlerin, aslında terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürdüklerini hatırlattığımızda bize itiraz edenler..

15 Temmuz hain darbe girişiminde kilit rol üstlenen FETÖ’cülerin avukatlığını üstlenenlere itiraz ettiğimizde, “Ben suçu değil, şüpheliyi savunuyorum” diye bize akıl dolu(!) cevaplar yetiştirenler..

Gördünüz mü, bayan öğretim üyesini öldüren öğrencinin savunmalarını..

İçiniz cız etti değil mi?

“Bu kadar pespayelik olmaz” dediniz, değil mi?

Affedersiniz ama..

Teröristbaşı Apo’nun avukatlığını yapıp, suç belli olduğu için “Evet, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi gerekir. Ama müvekkilime cezaevinde hukuk ihlali olacak uygulamalar da olmasın” savunmasından ibaret bir görevi, “Müvekkilim beraat etmelidir, o halkın haklarını elde etmesi için mücadele vermiştir” savunmaları ile cezasız kalmasını istemek, ahlaksızlık değil midir?

Aynı şekilde. Gezi isyanında polis araçlarını yakanları savunup, “Müvekkilim gösteri hakkını kullanmıştır” diye savunma yapmak, ahlaksızlık değil midir?

Dahasını söyleyeyim..

Sadece avukatlar değil, o yanlışı yapanlar..

Örneğin siyasiler de.. Kuracakları partilerine üç tane fazla oy alacaklar diye..

Gezicileri aklayacak şekilde, “Geziden gurur duyuyorum” demeleri, tam da Ceren Damar için iftiralar atıp, katili cezadan kurtarmak için yapılan ilkesizliğin bir tekrarı değil mi?

Ceren Damar’a iftira atarak katili savunma ile..

Meşru hükümete “yanlış yaptılar” suçlaması yöneltip, Gezicilerin de o yanlış sebebi ile “sokağa çıkıp polis araçlarını devirme hakkı” doğduğu savunması yapmanın arasında, ne fark var?

Ali Karahasanoğlu

Akit TV köşe yazarı