Yazarlar

Ailenin çözülmesinden kim sorumlu?

Bizim mahalle sakinleri (yazarlarımız-çizerlerimiz) ailedeki çözülmeyi geç de olsa fark etmenin telâşıyla çalakalem yazıyor, çalaçene konuşuyor…

Maalesef yine işin kolayına kaçıp, çözülmenin tüm sorumluluğunu hükümete yükleme konusunda büyük bir yarışa girmiş bulunuyorlar…

Kimi Aile Bakanlığı’nı sorumlu tutuyor, kimi kadına yönelik derkenekleri (en çok da Cumhurbaşkanı ailesiyle ilişkilendirdikleri KADEM’i), kimi cep telefonunu, bilgisayarı, sosyal medyayı, modayı, televizyonu; kimi de doğrudan doğruya Sayın Cumhurbaşkanı’nı muhatap alarak saydırıyor“Açık mektup”ların bini bir paraya!..

Birader, tamam, haklısınız: Aile yapımızda bir çözülme, hatta çökme var: Ama bundan sadece dernekler, bakanlar, hükümet ve Sayın Cumhurbaşkanı mesul değil. Ne Aile Bakanlığı, ne dernek, ne şu, ne bu, sağlam bir yapıyı bozacak kadar etkin olamaz! Sadece katkıları olabilir. Üstüne tuz-biber ekebilirler (Bu konudaki düşüncelerimi daha önce yazdığım için tekrara girme gereği duymuyorum).

Hatta tümünü “Batılılaşma”ya, moderniteye, yapay zekâya, bilgisayara, telefona, televizyona, modaya, sosyal medyaya da ihale edemeyiz: Derece derece hepimiz bundan sorumluyuz!

Anlatacağım. Ama önce herkes sakin olsun. Paniğe gerek yok. Çünkü panik aklı ve mantığı tepetakla edip sağlıklı düşünmeyi engeller. 

Bir kere ailedeki çözülme salt bugünün konusu değil: Bu en azından 250 senelik bir sorundur. Çaresi de ne okullara “zorunlu din dersi” koymaktır, ne imamhatip liselerinin sayısını arttırmaktır, ne okullara mescit açmaktır, ne bol miktarda cami yapmaktır. Dedeleri-nineleri tekrar aileye katmak suretiyle aileyi bir bakıma yeniden inşa ve ihya etmek, bu konuda iyi bir adım olabilir. 

Okuldan terbiye beklemeyin: Okul bilgi verir, terbiye etmez. Zaten çocuk okula başlayana kadar, karakteristik yapısının temel taşları oturmuş olur. 

İsviçreli aile hukukuprofesörü Gaston Jezz’in, aile yapımızı görüp inceledikten sonra gözlemlerini aktardığı makalesinde söyledikleri bu konuda bize ışık tutabilir:

“Osmanlı’yı diri tutan temel müessese ailedir. Ben Batılı bir âile hukuku profesörü olarak diyorum ki; Türk milletinin elinden âile nizâmını alınız, geriye pek bir şey kalmaz.” 

O nizamın temel unsurlarını ise şöyle özetliyor: “Osmanlı âile hayatındaki güzellik, nezâhet ve samimiyet zannetmiyorum ki başka bir yerde olsun. Osmanlı’daki İslâmî hayat, huzurlu bir hayatın zirve noktasıdır. Birbirine sevgi-saygı ile bağlıdırlar. Bayramlarda, kandillerde küçüklerin büyükleri ziyareti, büyüklerin küçüklere iltifatı şiir gibi bir hayatın ipuçlarını veriyor. Osmanlı aile hayatı güzelliklerle doludur. Toplumsal yapı edebiyatla süslenmiştir. Hayat şiir gibi yaşanmaktadır. Bütün bunları ailede öğreniyorlar.” 

Şimdiki çocuklar aileden ne öğreniyorlar peki? Yani “Ne verdik, ne istiyoruz?”

Yukarıda saydığımız ve sayamadığımız bütün olumsuz etkenler ortadan kalksa bile aile yapımız iyileşmiş ve “doğru çocuk” yetiştirmeye başlamış olmaz. Hatta Aile Bakanlığı istediğimiz kıvama gelse, kadın dernekleri geleneksel yapı üzernden gitse, Sayın Cumhurbaşkanımız bu işe özel zaman ayırsa, yine olmaz.

Bu iş hiç kolay değil. “Zaman” denen öyle bir kavram var ki, kendinizi ona göre ayarlayamazsanız yıkılırsınız.

Artık herkes (çocuklar dâhil) her şeyden haberdar: Biz yetişkinler birbirimizin gırtlağını sıkmak için fırsat gözlerken, çocuklarımızdan “barışçı” olmalarını isteyemeyiz. Biz, son seçimde yara almış hükümeti vurmak için aile dâhil her konuyu bahane olarak kullanırken, çocuklarımızdan “dürüst” olmalarını bekleyemeyiz.

Son sözüm şu:Önce yetişkinler düzelmeli: Özellikle de dindar olanlar!

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close