Yazarlar

“Eleştiri” üzerine kafa yormak

Robin SHARMA “Büyük insanlar, kendilerine atılan eleştiri taşlarından heykeller diken insanlardır” derken Alman şair Goethe de “Yanında eleştirici bir dost varsa, insan çok daha çabuk ilerler.” demektedir. Bu kadar büyük bir önemi olan “eleştiri” den niye “öcü görmüş”  ya da Napolyon’un “Yapıcı bir tenkit, akıllı insanları güçlendirir, ahmakları öfkelendirir” demesi gibi öfkeleniliyor – korkuluyor?!..

Yapısı – yaratılışı – huyu / suyu itibariyle rengi – dili – dini – ırkı ne olursa olsun, insanoğlu; Sürekli olarak pohpohlanmaktan, el üstünde tutulmaktan, tatlı söz söylenilmekten, eleştirilmemek – tenkit edilmemekten hoşlanır ve Cenap Şahabettin’in “Herkes benim düşünceme katılırsa, yanılmış olmaktan korkarım” demesini ya da “dost acı söyler ama doğruyu söyler!” atasözünü unutur.

Her türlü malın 1/40’ının ama bilgi – düşüncenin % 100’ünün zekat olarak verilmesi gerektiği dini inancımızda, doğruları söylemek / yalan söylememek, ayıpları örtmek ve “haksızlıklar karşısında susmanın kör – sağır ve dilsiz bir şeytan” dan farkı olmayacağını bilmemize rağmen, neden “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!” demekte ve “sokma sırası” nın bir gün bize de geleceğini de unutmuş olmaktayız.

Hedefini bulan ve insanlık yayından atılan “eleştiri okları” öldürmek için değil, diriltmek için atılır. Karşındakinin daha güzel, daha iyi, daha başarılı, daha haysiyetli, daha dürüst – namuslu, daha dirayetli, daha vakur sahibi vs. (bir dizi “daha” ekleyebiliriz) olması, yanındakileri alçaltmaz tam tersine yükseltir ve yüceltir de!..

Yaparken – yaşarken bazı yanlış ya da hatalar görülmeyebilir hatta bunlar bazen de “doğru” olarak da algılanabilir ama “ikinci” ya da “üçüncü” bir göz size yanlışlarınızı hatırlatıp doğrusunu da gösteriyorsa, siz, onları baş tacı etmeyebilirsiniz ama kızmanıza da gerek yok!… “Dost” dediğiniz; Arkanızdan hançerleyen, kazık atan, kuyunuzu kazan ya da size “diken” atan değil, yanlışlarınızı açık yüreklilikle söyleyen – uyaran ve sizi daima daha iyi yerlerde görmek isteyen sadece iyi gününüz de değil – kötü gününüzde de sizinle birlikte olan ve “yâren” lik vasfını taşıyan kısacası size “gül” atan kişidir. Bu kişinin eleştirileri canınızı neden yaksın ki?!..

Genel anlamda çerçevesini çizmeye çalıştığımız “eleştirilmek” her ne hikmetse kimsenin hoşuna gitmiyor. “Ne oluyoruz?”, “hangi ara ayarlarımız bu kadar çabuk bozuldu?”, dost meclislerinde bile açıkça söylenilen sözler artık birebir (yüzyüze) konuşmalarda söylen(e)mez oldu, bu kadar mi garip ve tahammülsüz bir hale geldik, nasihatlerin dinlenilmesi için musibetlerin yaşanılması mı gerekiyor, verilen eğitimler – devasa boyuta ulaşan teknolojik imkanlar sayesinde daha donanımlı – kapsamlı hale gelip kimseye ihtiyacımız kalmamış da bizim mi haberimiz olmamış?!..

Hani sürekli Müslümanlıktan dem vuruyor ve övünüyoruz ya, dinimizde de danışmak, konuşmak, tavsiyeleri dinlemek gibi güzel hasletler yok muydu, bu konuda da cahil miyiz? “Şura”, “meşvere” bize bir şeyler hatırlatıyor mu, “dini bütün” (ne yazık ki öyle oldu) atalarımız “danışan dağı aşmış, danışmayan düz ovada yolu şaşırmış” derken bunu “laf olsun” diye mi söylemişlerdi? Hani bize – bildiklerimiz çerçevesinde de olsa – “danışılsın!” demiyoruz ama “yapıcı” niyetli yazdığımız – konuşup ifade etmeye çalıştığımız “eleştiri” lere de kulak asılmaması hayrımıza olmaz mı? Bu kadarını da istemek hakkımız değil mi?!..

Şahıslarla ya da şahsileşmiş kurumlarla işimiz olmadığı için, bizim niyetimiz; “biz” den olanların yaptıkları ya da doğru bildikleri “yanlış” ları söyleyip uyarmak ve bunların “tabu” haline gelmesini önlemek, temsil ettikleri kurum – üstlenmiş oldukları “zor görev” lerinde onlara yardımcı olmak, yanlarında taşıdıkları “dost” görünümlü yalaka – yandaş ve “kuzu postlu kurtlar” ın hinliklerine ve hilelerine dikkat çekmek kısacası “Bir kere yükselen bayrağı bir daha indirmemek” tir. Burada “yükselen bayrak” la kast ettiğimiz; bazılarının anlamak istemediği ya da kasıtlı olarak hedefe koymak istedikleri “lider” değil, onun da kat kat üstünde olan ve varlığını – devamlılığını korumakla “mükellef” olduğu “devlet” tir. Liderler üzerinden “devlet” yıpratılıyor, kimse de bunun farkında olmadığı gibi umurunda da bile değil!…

Hükümet (iktidar) ya da muhalefet üzerinden “devlet kurumları” ayarları – dengeleriyle art niyetliler tarafından “eleştiri” adı altında oynanılıyor ve paçavra haline getiriliyorsa, buna “dur!” diyecek olan yine de bizleriz. Çünkü biz – Sezai Karakoç’un da dediği gibi – şunu gayet iyi biliriz; “Devlet hayatında samimi eleştiri şarttır. Eleştirisiz devlet, kısa zamanda çöker.” Biz devletimizi yolda – izde bulmadığımız gibi de çökertmeyecek, dimdik ayakta tutmaya devam edeceğiz. Bazıları kendi “bekâ” larını devlete “yama” etmeye ve devletin sorunu olarak görmeye çalışsa da, bizim bunun farkına vardığımızı ve buna göre de tedbiri elden bırakmadığımızı / bırakmayacağımızı bilmelerini de isteriz, buna da “bu memleketi sevenler” olarak hakkımız da vardır.

Yazımıza sözle başladık sözle de bitirmeye çalışalım, adamın biri diyor ki;

“Ben kendi çapımda yazıyorum. Ucu sana dokunuyorsa, “etrafımda dönüyorsun” demektir, boşuna uğraşma, bakmam sana!”

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close