Yazarlar

Anlamaya çalışalım: Antçı üyeler, hangi kafadan?

Hukuk mesleğinden olanlar bilir..

Tıp alanında olduğu gibi, hukukta uzmanlığın resmi bir düzenlemesi yoktur..

Tıp alanında, dahiliye doktoru ayrıdır.. Nörolog ayrıdır..

Ama ikisi de aynı tıp fakültesini bitirmiştir.

Fakülte bittikten sonra, uzmanlık prosedürünü tamamlayıp, ihtisas alanı ile ilgili konulara yönelip, neredeyse diğer uzmanlık alanlarında “Ben bilmem” moduna geçmişlerdir..

Onun içindir ki, nöroloğa gittiğimizde, “Sizin sorununuz benim alanımla ilgili değil, siz dahiliye doktoruna görünün” der..

Veya dahiliye doktoru, nöroloğa görünmemiz gerektiğini söyler..

Bu uzmanlaşma..

Ve diğer alanlarda söz söylememe, o alana karışmama uygulaması, hukukta geçerli değil..

Gerek avukatlık olsun..

Gerek hakimlik-savcılık alanında olsun..

Tüm hukuk fakültesi mezunları, yaptıkları meslekle bağlantılı olarak..

Avukatlık yapıyorsa, boşanma davasından tutun, icra takibine kadar her türlü hukuki ihtilafı üstlendikleri gibi..

Hakimlik yapan hukukçu da, aile mahkemesinden tutun, ceza mahkemesine, icra mahkemesine kadar, tüm mahkemelerde görev alabilir..

Zorunlu tutulan ek bir eğitim, ek bir prosedür olmadan, bugün savcı olarak görev yapan birisi, yarın hakim olarak atanabilir..

Aynı şekilde..

Danıştay’a seçilen üyeler..

Veya Yargıtay’a seçilen üyelerin aslında temel özellikleri, hukuk fakültesi mezunu olmaları ve belli bir süre adli veya idari yargıda görev yapmış olmalarıdır..

Bu çerçevede, Danıştay’a seçilen tüm üyeler, bu yargı kurumundaki dairelerin hepsinde görev alacak kapasitededirler..

Amma..

Değişik sebeblerle..

Danıştay’da belli konulardaki davalar, belli dairelere bırakılmıştır.

Görev paylaşımı dediğimiz bir sistem ile, aynı nitelikteki ihtilaflar, hep aynı daireye gider..

Bu konuda bir düzenleme de vardır.

Ama Danıştay’a seçilen üyenin, hangi dairede görev yapacağına dair bir düzenleme yoktur..

Başkanlık, nasıl uygun görürse..

Hangi dairede ihtiyaç varsa..

Ona göre üyeler, ilgili dairelerde görevlendirilir..

Dolayısı ile, imar işlerini karara bağlayan 6. Daire’de yıllarca çalışan bir üye, başkan ile tartıştıktan sonra, hayatında belki tek karar vermediği öğrenci işlerinin karara bağlandığı 8. Daire’ye geçebilir..

Tersi de mümkün..

Ama doğrusunu söylemek gerekirse, çok uzun yıllar belli bir dairede görev yapan üyeler, aynen dahiliyeci doktorun, nöroloğun bakacağı hastalık için hiçbir şey söyleyememesindeki gibi, diğer dairenin görev alanına giren ihtilaflarda “Hiç bilmiyorum” noktasında olabilir..

Tüm bunları niye anlatıyorum?

Bir haftadır, Danıştay 8. Dairesi’nin “Ant” hakkında verdiği kararı tartışıyoruz ya, işte, üyelerin hangi mantıkla böyle bir karara imza attıklarını sorgularken, bize yardımcı olması için konuyu detaylandırıyorum..

Danıştay üyelerinin tamamı hukuk veya siyasal, idari bilimler mezunu..

Büyük çoğunluğu hakimlikten gelme..

Bir kısmı da idari görevlerden Danıştay üyeliğine geçme..

Ama “Ant” kararına imza atanların hiçbirisi, bürokrasiden gelmemiş..

Bu açıdan, kararlarının önceki hakimlik- savcılık hayatlarındaki kararlarla birlikte değerlendirilmesi, son kararın mantığını anlamada da bize yardımcı olacaktır..

Baktığımızda, eski kararlara..

“Ant tekrar gelmeli” diyen üyelerin tamamı, daha önceki yıllarda, bir şekilde 8. Daire’de görev almışlar.

Kimisi bu dairede tetkik hakimliği yapmış.

Kimisi savcılık..

Ve son olarak da..

Danıştay 8. Dairesi’nde üye olmuşlar..

Evet, üye sıfatı ile görev yaptıkları dönemde, başörtü yasağı lehine bir imzaları yok ama..

Zaten başörtü yasağı kararı verilen dönemlerde, bunlar üye değil, tetkik hakimi veya savcı..

O sıfatla görev yaptıklarında da..

Ya imam hatiplilerin üniversiteye girişlerinde önlerine engel olarak çıkartılan katsayı adaletsizliğinin sürmesi yönünde görüş açıklamışlar..

Ya başörtü yasağının anayasaya uygun olduğu noktasında açıklama yapmışlar..

Ya, din dersinin zorunlu olmaması yönünde açıklama yapmışlar..

Ya avukatların, mimarların, meslek odalarına verecekleri fotoğraflarda başörtüsü kullanılamayacağına dair görüş açıklamışlar..

İşte bu noktalar bize gösteriyor ki, hem bu üyelerin 8. Daire’ye getirilmiş olmaları..

Hem de “Ant” kararına dayatmacı bir zihniyetle yaklaşmaları, bilinçli bir tercih..

Yoksa..

Din dersinin zorunlu olmasına özgürlükçü (!) bir bakış açısı ile yaklaşan ve “Din dersi niye herkese zorunlu oluyor ki. Din dersi zorunlu olmamalı.. Bu, özgürlüklere aykırıdır” diyen bir hukukçu..

Sıra öğrenci andına gelince…

Din dersinin zorunlu olmasında gösterdiği yaklaşımı terkedip..

Özgürlükçülüğü bir kenara bırakıp..

“Herkes bu andı okumalı.. Yok öyle kaytarma.. Hepimiz ya seve seve.. ya da.. zorla.. bu andı çocuklara okutacağız” diyorsa.

Burada bir çelişki var demektir..

Hukuki ihtilafın çözümüne, hukuki dayanaklardan ziyade, siyasi görüşler hakim oluyor demektir..

Tam da bu noktada..

Başörtüsü yasağı konusunda da, dayatmacı bir karardan yana olunmuşsa..

“Öğrencinin başı örtülü olarak okuması mümkün değildir” denilmişse..

Mimar birisi, başörtülü fotoğraf verip, mimarlar odasına kayıt yaptırmak istediğinde, “Hayır, sizi bu fotoğrafla kaydedemeyiz” diyenlerin kararı, hukuka, anayasaya, kanuna uygun bulunmuşsa..

Bu hukuki mantıkta, bir bütünlük yok demektir..

İşine gelirse özgürlükçü.. İşine gelirse, dayatmacı..

İşine gelirse, sadece öğrencilikte değil, meslek hayatında bile, bir bayana başörtü taktırmayacak kadar despot.

Ama..

Ortaokulda, çocuklarımıza halkın % 98’inin inandığı İslam’ın temel bilgilerinin öğretilmesine bile karşı çıkan..

Sözde, özgürlükçü bir kafa..

Kusura bakmayın..

Bu zihniyet, eski Türkiye’de kalması gereken bir zihniyettir..

Her olayda, farklı bir çizgiye savrulan bu kafa, Türkiye’yi huzura değil, kaosa götürür.. 

Şöyle bir öneri ile bitireyim..

Nasıl olsa, hukukta uzmanlık yok ya.. Danıştay’daki üyeler, tombala usulü dairelere bölüştürülsün..

Bakalım, bu siyasi kararlar çıkmaya devam edecek mi?

Çözüm bu kadar basit..

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close