Yazarlar

Kılıçdaroğlu da Osmanlı!

O Osmanlı’ya küfretse de, aslında o da bir Osmanlı. Sadece “aslını inkar” sorunu var o kadar..

Kafamızda “steril” bir Osmanlı var. Oysa, mesela Suriye ne kadar Osmanlı ise Yunanistan da o kadar Osmanlı.. İnce de Osmanlı. Üç kıtaya yayılmış, 600 yıl hüküm sürmüş bir imparatorluktan söz ediyorum.

Bazılarımız, Osmanlı’yı kıskançlıkla savunuyor ve idealize ediyor. Yoksa Osmanlı’nın inkıraza yol açan dönemleri de var, yanlış adamların yanlış işler yaptığı dönemler de.. Tabi muhteşem işler yapan öncü şahsiyetler gibi..

Mustafa Kemal Osmanlı’ya son verse de, o da “Osmanlı’ya son veren bir Osmanlı”. İttihat Terakki’ciler de öyle değil mi?

Tek bir Osmanlı yok. Kanuni’ye kadar farklı bir Osmanlı var. Kanuni’den Lale Devri’ne farklı bir Osmanlı. Lale Devri’nden Tanzimat’a farklı bir Osmanlı. Tanzimat’tan İttihat Terakki’ye, İttihat Terakki’den Cumhuriyete farklı bir Osmanlı. Kuruluş, yükseliş, duraksama, çöküş. Hepsinde, her zaman iyiler de var, kötüler de..

Birileri çıkıyor, “Osmanlı mutfağı” diye bir mutfak sunuyor. Bunların çoğu çakma! Hangi Osmanlı diye sormak gerek. Cezayir mutfağı da Osmanlı, Yemen mutfağı da. Arap mutfağı gibi, Ermeni, Süryani mutfağı da Osmanlı. Boşnak böreği, Arnavut ciğeri, Arap humusu, Çerkez tavuğu, hepsi Osmanlı.

Osmanlıcılık yapalım derken birileri Osmanlı’yı basitleştiriyor gibi sanki.

600 yıl süren, 3 kıtaya yayılmış, 40’a yakın etnik kimliğin ve bütün kadim uygarlık geleneklerini, dinlerini içinde barındıran bir medeniyetten söz ederken daha dikkatli olmamız gerek.

Bizim mimarimiz, musikimiz, mutfağımız, ilmimiz, hayat tarzımız, dünyaya bakışımız çok farklı.. Kaynaklarımız, yöntemlerimiz, hedeflerimiz farklı, bakışımız farklı, hayallerimiz, korkularımız ve umutlarımız farklı. Biz buna “Alamet-i Farika” diyoruz, bizi biz yapan, bizi ötekilerden farklı kılan her şey. Şeklen başkasına benzeyen bir yanımız olsa bile, onun ruhu farklıdır.

Doğu toprak, batı ateş, bizim medeniyetimizin karakteri sudur. ABD ya da modern topluluklar havadır aslında. Bizim içimizde hepsi var, ama biz aynı zamanda hepsinden farklıyız.

Sonuçta doğu da, batı da Allah’ındır. Herkes Allah’ın iradesi içindedir, biz hakikatin peşinde koşarız. Aklı yüceltiriz ama Hakikatin, hikmetin peşinde aklı bir araç olarak kullanırız. Yani akılcı değiliz. Akılcılığı akıllıca bir iş olarak görmeyiz. Kesbi olanın ölümcüllüğünün farkında vehbi olan ölümsüzlüğün peşindeyiz. Başkalarının “ölüm” dediği şey, bizim için “ölümsüzlüğe açılan bir kapı” olabilir.

Osmanlı’yı yüceltmek istiyorsanız, onlardan aldığınızı dersle geleceğe yürüyün. İki günü birbirine eş olan aldanmıştır. Osmanlı ile övünmek Osmanlı’yı sevdiğini söylemek Osmanlı’yı yüceltmez. Onu yüceltmek için o manevi mirası sadece korumak değil, geliştirmek de zorundasınız.

Siz atalarınızın yaptıkları ile övünerek onları yüceltemezsiniz. Onlar din gününde sizin yaptıklarınızla mutlu olurlarsa o zaman görevinizi yapmış olursunuz.

Osmanlı haritaları da Osmanlı’yı tanımlamaz. Herkes kendine göre bir Osmanlı haritası çizmiş.

Mesela, Osmanlı sultanları aynı zamanda halife idi, Yavuz sonrası. Hilafete bağlı toprakları da Osmanlı’ya katacak olursanız, Osmanlı sınırlarının doğu ucu, Hindistan’dan, Endonezya’ya, Filipinler’e kadar uzar. Afrika’nın büyük bir kısmı hilafet toprağıdır.

Mesela bugünkü Nijer’in Tuareg bölgesi (bugünkü sınırlar da o günkü sınırlar değil. Tuareg bölgesi Mali’ye, Moritanya’ya doğru genişler) Kadıaskerlik bölgesi idi. Hausa’ların yaşadığı bölge hilafete bağlı topraklardı, Fulanilerin yaşadığı bölge ise ne Osmanlı toprağı idi, ne kadıaskerlik ne de hilafete bağlı toprak.

Birileri “Suriye” diye bir devletin Sykes-Picot sonrası icat edildiğinden habersiz. Yüz yıl önce biz tek devlettik. Benim babamın doğduğu yıllarda bizim nüfus kaydımız, tapularımız Halep mutasarrıflığında kayıtlı idi. O günkü Adana, Maraş, Antep, Urfa, Hatay hepsi Halep’e bağlı idi. Suriye’nin geçmişinden habersiz olanlara Tuareglerden söz etmenin ne anlamı var. “Onların burada ne işi var”mış, “bizim oralarda ne işimiz” varmış. Bunlar Türkiye’yi yönetme iddiasındalar.

Kadıasker semtinde oturan herkes Kadıaskerlik nasıl bir şeydi. “Ayrılık Çeşmesi” niçin “Ayrılık Çeşmesi” . Bu kafada olanlar kendi oturdukları mahalleden gafil insanlar iken Tuareg’leri nasıl bilsinler ki!

Rum Ortodoks patriği, Ermeni Patrikliği, Süryani Patrikliği hepsi bu toprağın gerçeği. Bu patrikliğe bağlı dini toplulukların yaşadıkları coğrafyalar da Osmanlı’nın bir parçasıdır. 

Osmanlı mimarisi, mutfağı, musikisi bu cümbüşün içinde anlam ve derinlik kazanır. Dilimiz, düşünce kalıplarımız, hikmet temelinde kadim uygarlıkların bileşkesidir. 

Burada Türk, Arap, Kürt, Arnavut, Çerkes, Gürcü, Boşnak, Sırp, Yunan, Müslüman, Hristiyan, Yahudi, herkes var, hem de bütün renkleri ile. Sadece “İslam”, sadece “Türk” derseniz, Osmanlı coğrafyasını daraltırsınız.. İslam Hz. Adem’le başlayan sahih bir gelenek olarak bu uygarlığın kalbini oluşturur. Bu uygarlığın hadimi olan halk ise biziz. Tarih bize bugün böyle bir rol yükledi.

Atalarımız at sırtında 110 ülkeye ulaşmış. Bize düşen bu medeniyeti dünyaya taşımaktır. Çünkü biz yeryüzünde Allah’ın halifeleriyiz. O’nun rızasının tecellisinin vesilesiyiz.

Atalarımızın 10 ay gittikleri yere bugün biz 10 saatte uçabiliyoruz. Dünyanın en büyük havaalanı, en güçlü hava yolu bunun için gerekli. 1100 odalı, Hakk’a hizmet eden bir halk sarayı bunun için gerekli. Çünkü bir Hakk’ın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olacağız. Selam ve dua ile.

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close