Ramazan YazarlarıYazarlar

Kuran-ı Kerim Yeni Nesle Öğretilmelidir

İnsanlığa rehber olarak gönderilen Kur’an, indirildiği ilk andan itibaren ezberlenmiş, yazılmış ve nesilden nesile büyük bir itina ile aktarılmıştır. Her neslin onu bir sonraki nesle ulaştırması, tebliğ etmesi farzı kifaye olan büyük bir görevdir. O, insanın iç dünyasının dürüst ve dosdoğru olmasında, ibadet hayatının, insanlarla ilişkilerinin ve tüm davranışlarının meşru sınırlar içinde devam etmesinde rehberdir, kılavuzdur.  Kur’an’ın, çocuklara, gençlere   öğretilmesinde ve tanıtılmasında anne babanın büyük bir sorumluluğu vardır.

Kur’an nedir, nasıl tanımlarız. Kur’an, Yüce Allah tarafından Cebrâil vasıtasıyla son peygamber Hz. Muhammed’e indirilen, mushaflarda yazılan, tevâtürle nakledilen, okunmasıyla ibadet edilen, Fâtiha sûresiyle başlayıp Nâs sûresiyle biten ve başkalarının benzerini getirmekten âciz kaldığı mucize ilahi bir kelâmdır.

İslam’ın kutsal kitabı olan Kur’an, semavi kitapların sonuncusudur.  “Kur’an” isminin sözlük anlamı; okumak, açıklamak ve bir araya toplamak anlamlarına da gelir.  Nitekim O hem kıraat edilerek okunur, hem Tefsir edilerek açıklanır ve hem de 114 sure ve 6200’ün üstünde ayeti içinde toplar.

Kuran, Hz. Muhammed’e,  610 yılından itibaren irtihal ettiği 632 senesine kadar geçen yaklaşık 23 yıllık sürede parça parça indirilmiştir. Hz. Muhammed, gelen ayetleri anında ezberlemiş, ezberletmiş,  hangi surede yer alacaklarını bildirmiş ve onları vahiy katiplerine yazdırmıştır.

Kur’an’ın bir bütün halinde değil de, peyderpey indirilmesi, toplumun vahye olan ilgisinin canlı tutulması, Hz. Peygambere olan bağlılığın vefatına kadar sürdürülmesi, eğitim ve uygulama kolaylığı sağlamak için hükümlerde tedrîciliğin gözetilmesi, toplum hayatındaki önceliklerin belirlenmesi ve vahye karşı düşmanlık besleyenlere zaman tanınarak gönüllerinin kazanılması gibi sebeplere dayanır.[1]

Ayet ve hadislerde Kur’an’ın birçok isim ve sıfatı geçmektedir. Aslında isim ve sıfatlarının çok olması onun ne kadar farklı olduğunu gösteren hususiyetlerindendir. Mesela şunlar onun isimlerindendir: Kitâb, kur’ân, kelâm, nûr, hüdâ, rahmet, furkān, şifâ, zikir, kerîm, hikmet, hakîm, müheymin, urvetü’l-vüskā, müteşâbih, sıdk, adl, îmân, büşrâ, münâdî, nezîr, mecîd, mübârek, habl, es-sırâtü’l-müstakīm, kayyim, fasl, en-nebeü’l-azîm, ahsenü’l-hadîs, tenzîl, rûh, vahy, mesânî, kavl, besâir, beyân, hak, hedy [hâdî], tezkire, el- zebûr, mübîn, beşîr, azîz ve belâğ…[2]

Hz. Muhammed hayatta iken ayetler inmeye devam ettiğinden, Kur’an kitap haline getirilmemişti. Ama onun Ahirete irtihalinden hemen sonra ilk halife Hz. Ebu Bekir tarafından, vahiy katiplerinden Zeyd bin Sabit başkanlığında oluşturulan bir heyetle mushaf/kitap haline getirilmiştir.

İnsanın inanç, niyet ve maksat gibi iç dünyasının tashihinde ve dış dünyası olarak ibadet hayatında, insanlarla ilişkilerinde ve hak ve adalet üzere bir hayat yaşamasında kaçınılmaz rehber olan Kur’an, ilk asrından beri ezberlenmiş, öğrenilmiş, yazılmış ve nesilden nesile aktarılmıştır. Bu konuda onun çocuklara öğretilmesinde ve tanıtılmasında anne babaya düşen görev daha özel ve çok daha   önemlidir.

Müslüman bilir ki ahiretin tarlası olan dünya hayatında en verimli ekip biçme işi,  hiç şüphesiz insanlığın rehber kitabı olan Kur’an’ı tanımak, okumak,  öğrenmek, öğretmek ve ona göre yaşamaktır. “Kur’an’ı öğreniniz. Muhakkak o, kıyamet günü ehline şefaatçidir.” buyuran Peygamberimiz  “Kim Allah’ın kitabından bir ayet öğrenirse, kıyamet günü onu, o ayet, yüzüne gülerek karşılar.” müjdesini vermektedir.

Hz. Peygamber,  Kur’an’ı öğrenme,  öğretme ve okumanın sevabına işaret ederek  “Şu Kur’an’ı öğreniniz. Şüphesiz onu okumakla her harfine karşılık on sevapla mükafatlandırılırsınız.” buyurmuştur. Aynı konuda Hz. Ali (r.a.)’ye, “Ey Ali! Kur’an’ı öğren ve insanlara öğret. Senin için her harfine on hasene/sevap  vardır.” demiştir.

Ashabdan Ukbe bin Amir (r.a.) şöyle anlatır: “Biz suffede iken, Rasulullah (a.s) dışarı çıktı ve bize : “Sizden hanginiz her gün günah işlemeden   ve akrabalık bağlarını koparmadan Buthan’a kadar veya Akik’a kadar gidip oradan iri hörgüçlü iki deve getirmeyi ister?” diye sordu. Biz de pek değerli olan o develeri düşünerek: “Biz hepimiz isteriz Ya Resulallah!” dedik. Bunun üzerine Resulullah (a.s):  “Öyle ise sizden herhangi biri camiye gider de aziz ve celil olan Allah’ın kitabından iki ayet öğrenir yahut okursa bunlar onun için o iki deveden daha hayırlıdır. Üç ayet onun için üç deveden daha hayırlıdır. Öğreneceği dört ayet onun için dört deveden daha hayırlıdır. Bu ayetlerin sayıları aynı şekilde arttıkça, o kadar deveden daha hayırlıdır.” buyurdular.

Anne baba evladına Kur’an’ı öğretmelidir.

Son ilahi rehber olan Kur’an, nazil olduğu ilk günden itibaren okunmuş, ezberlenmiş ve Allah elçisinin kontrolünde yazılmıştır. Araplar güçlü ezberleme kabiliyetleri sayesinde nâzil olan âyet ve sûreleri ezberlemiş ve vahiy katipleri de onları yazmışlardır. Mekke döneminin sonlarından itibaren okuma yazma öğrenenlerin sayısında artış görülmüş, özellikle Medine döneminde hem yazı malzemesi hem de yazı bilenlerin sayısı çoğalmıştır. Nebi (a.s), Medine’de okuma yazma bilen sahâbîleri yazı öğretmeleri için görevlendirmiştir.[3]

Hz. Osman’ın Kur’an’ı istinsah ve teksir ettirmesine kadar geçen on beş yıllık süre içerisinde namazlarda ve Kur’an’ı ezberleme çalışmalarında Hz. Peygamber’in vefatından önce belli olan ayet ve surelere ait “tertip/sıralama” esas alınmış, sahâbe arasında bu konuyla ilgili herhangi bir ihtilâf olmamıştır.[4]

Dini eğitimleri ve ahiret hayatına yönelik hazırlıkları ihmal edilen çocuklar hem ana-babaları ve hem de toplum için çok defa birer üzüntü vesilesi olacağından anne ve babalar çocuklarının din ve Kur’an eğitimine azami titizliği göstermeli hatta mümkünse Kur’an’ı çocuklarına bizzat kendileri öğretmelidirler. Peygamber(a.s)  şöyle buyurur: “Dünyada çocuğuna Kur’an öğretmiş anne ve babaya cennette öyle bir taç giydirilir ki, bundan bizzat herkes onların dünyada iken çocuklarına Kur’an öğretmiş olduklarını anlar.[5]

Kur’ân’la içiçe olup hayatlarını istikamet üzere yaşayan mü’minlerin,  kıyamet gününde, Peygamberler ve Allah’ın seçkin/salih kullarıyla beraber Arş’ın gölgesinde bulunacaklarını haber veren Nebi (a.s)  şöyle buyurdu: “Kim çocuğuna, Kur’ân’ı yüzünden okumasını öğretirse, Allah onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. Kim de evladına, birkaç âyet veya sûre öğretip ezberletirse, Allah kıyamet gününde onu, dolunay gibi parlak ve mutlu diriltir ve çocuğuna “Oku” denir. Okuyacağı her bir âyet karşılığında, Allah babasının bir derecesini yükseltir. Ezberindekiler bitinceye kadar, derece yükselişi böyle devam eder.[6]

Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Kur’anı Kerîm’i okuyan ve hükümleriyle amel eden evladın anne ve babasına kıyamet günü bir taç giydirilir ki, bu tacın ışığı güneş ışığından daha güzeldir. O hâlde Kur’anı Kerîm’i bizzat öğrenip yaşayan hakkında ne düşünürsünüz? (Onun sevabının ne kadar çok olduğunu buna göre siz takdir ediniz.).[7]  

Allah Resulü (a.s)Her kim Kur’an’ı okur, ezberler ve helâlini helâl, haramını da haram kabul ederse, Yüce Allah onu cennete koyar ve şefaat    etmesine izin verir,”.[8] buyurdu.

Kur’an’ı biz indirdik. Onun koruyucusu da şüphesiz ki biziz.”[9] Ayetinin bildirdiği üzere Kur’an kıyamete kadar bâki kalacaktır.  Hidayet rehberi olarak gönderilen Kur’an’ı öğrenmek her insan için bir ihtiyaçtır, bir görevdir ve aynı zamanda bir huzur kaynağıdır. Ondan uzak yaşanan bir hayatta bu huzur ve mutluluk her iki dünyada da yoktur. Nitekim Gerçekten biz sana, katımızdan (bu hikmetli ve ibretli kıssaları içine alan) bir Kitap (Kur’anı Kerîm) verdik. Kim ondan yüz çevirirse, hiç şüphesiz (bilsin) ki, kıyamet günü o ağır bir günah yükü yüklenecektir.[10] âyeti, Kur’an’dan yüz çevirmenin ve uzaklaşmanın bedelini haber veriyor.

Nebi(a.s)’ın gözümün nuru diye övdüğü[11] namazın temel rükünlerinden biri onda Kur’an okumaktır yani kırataattır. Mazerete mebni diğer farzlar düşse bile namazda Kur’an okuma farzı, hiç kimseden düşmez. Bu durum kıraat farzının önemini gösterir.

Tevrat gelişi üzerinden on asır ve İncil de bir asırdan fazla bir zaman geçtikten sonra yazıya geçirilirken Kur’an’ın, indirildiği ilk andan itibaren yazılmış ve nesilden nesile büyük bir itina ile aktarılmış olması pek düşündürücüdür. Bu durum onun başından itibaren ilahi bir koruma altında olduğunu ve kıyamete kadar böyle devam edeceğini gösterir. Her Müslüman ona göre yaşamak ve onu gelecek nesle ulaştırmak görev ve sorumluluğunda olduğunun farkında olmalıdır. Hedef dünyada Kur’an’dan habersiz tek insan kalmasın..

 

 

[1]. Buhârî, “Feżâilü’l-Ķurân”, 6.

[2]. el-Burhân fî ulûmi’l-Ķur’ân, I, 370-373; el-İtķān, I, 159-164.

[3]. İbn Hişâm, I 370-373

[4]. Süyûtî, Tertîbü süveri’l-Ķurân, s. 31-36.

[5].  Heysemî, “Mecmeu’z-zevâid”, 7/166; Taberânî, “el-Mu’cemü’l-evsat”, 1/100, No: 96

[6] . Heysemî, “Mecmeu’z-zevâid”, 7/165-166.

[7] . Ebû Davud, Vitr, 14; Ahmed b. Hanbel, 3/440; Hâkim, “Müstedrek”, 1/567.

[8] . Tirmizî, Sevabü’l-Kur’an: 13, İbn-i Mace: Mukaddime-16, Ahmed b. Hanbel: 1/147, 149.

[9] . Hicr sûresi, 9.

[10] . Taha sûresi, 99-100

[11] . Nesâî, Nisa,1; Ahmed, 3/128-129

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close