Yazarlar

Bu millet neler yaşadı neler!

Bu millet neler yaşadı neler!

Şimdi “Her meydana cami yapılıyor” diye şikâyet edenler ve “Ezan sesinden rahatsız oluyoruz” diye bağıranlar var ya…

Eskiden bunların ataları camileri kapatmış, satmış, kiralamış yahut çürüyüp yıkılmaya bırakmıştı…

Dahası var: Kılıç hakkı, fethin sembolü Ayasofya’ya kilit vurmuştu (o kilit maalesef hâlâ duruyor)…

Hatta Sultan Ahmet Camii’nin Resim ve Heykel Müzesine dönüştürülmesiyolunda harekete geçmişti. Bu çalışma, tepkilerden korkulup rafa kaldırılmasaydı, bugün Sultan Ahmed Camii de tıpkı Ayasofya gibi “müze”olacaktı: “Resim ve Heykel Müzesi”…

Beterin beteri ise “Dinde Reform” amacıyla bir çalışmanın başlatılmış olmasıydı. 

Sene 1928…

İslâm Dini’nin modernleştirilip zamana (Batı’ya) uydurulması düşünülüyor ve bazı İlâhiyat Fakültesi (bu tarihte henüz açık olan fakülte 1932’de kapatılacaktır) hocalarına bir “Islâhat Lâyihası” (reform tasarısı) hazırlamaları görevi veriliyor. 

Onlar da kiliselerden esinlenip ortaya bir “modern cami ve ibadet” modeli çıkarıyorlar. Özeti şu…

“Mâbedlerimiz (camilerimiz) temiz, muntazam, ziyaret ve oturmaya uygun bir hale getirilmelidir. Mâbedlerde sıralar, elbiselikler tesis edilmeli ve temiz ayakkabılarla mâbedlere girilmesi tercih edilmelidir (kiliselerdeki gibi). Bu diniıslâhatın ibadete ait olan sıhhî (sağlık) şartıdır.»

“İbadet lisanı Türkçe olmalıdır. Ayetlerin, duaların, hutbelerin Türkçe şekilleri kullanılmalıdır.”

“Mâbedlere mûsîki âletlerinin kabulü dahi lâzım gelir. Mâbedlere ilâhî mahiyetinde asrî ve enstrümantal mûsîkiye ihtiyaç vardır (O. Nuri Ergin’in Türkiye Maarif Tarihi isimli eserinin beşinci cildinin 1639-40-41. sayfalarından özetle)…

Bir yandan “Dinde Reform” hazırlıkları yürütülürken, buna zemin olmak üzere, 1921 Anayasasında yer alan “Devletin dini, Din-î İslâmdır hükmü kaldırılıyor (10 Nisan 1928 tarih ve 1222 sayılı kanunla yapılan değişiklik)…

Ve 1932’de Ezan-ı Muhammedî, 1400 yıla yakın bir zaman okuna geldiği biçimden çıkarılıyor. İtiraza yeltenenler sürülüyor hatta asılıyor.

Böylece yürekleri yalım yalım yakan derin bir ezan hasreti başlıyor…

Ezansız geçen süre az-buz değil, tam 18 yıldır: 1932’de dünyaya gelen çocuklar, hiç ezan duymadan on sekiz yaşına giriyor.

Hasret 16 Haziran 1950 tarihine kadar sürüyor. 14 Mayıs 1950’de yapılan genel seçimlerde CHP devriliyor. Demokrat Parti iktidara geliyor. Adnan Menderes de Başbakan oluyor. İlk iş olarak milleti tekrar ezanla buluşturuyor. Bu yüzden millet Adnan Menderes’i bağrına basıyor. Her seçimde desteğini biraz daha artırıyor.

Onu seçimle deviremeyeceklerini anlayan asker ve sivil egemenler, 27 Mayıs 1960’da bir askeri darbe yapıyorlar…

Menderes’le iki bakanını asıyorlar…

Menderes,“Ezanı Muhammedî”yiaslına döndürmenin bedelini hayatıyla ödüyor. Ama millet de CHP’ye iktidar yüzü göstermeyerek medeni bir biçimde intikamını alıyor.

Ey CHP yöneticileri! Neden iktidarsızlığa mahkûm olduğunuzu şimdi anladınız mı?

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close