Yazarlar

Aile ve gençlik meselemiz gölgede kalmasın!

Aile ve gençlik meselemiz gölgede kalmasın!

Demokrasinin özü, millete saygıdır, milletin doğruyu seçebileceğine inanmaktır, milletin inançlarına yakınlık duymaktır; milli irâdenin hâkimiyetidir, düşünce ve seçim hürriyetidir. Bu özü zedelemeye niyetliyseniz nesini niçin alacaksınız demokrasinin? Millete güvenmiyorsanız, milletin rüşdüne inanmıyorsanız; demokrasiyi almanın da, işletebilmenin de, anlamı ve imkanı yok demektir. Bu noktaya, yani milletin inançlarına saygı ve sevgi duymak noktasına ancak uzun mücadelelerden sonra gelinmiş, halk dindar olmadığında ne ilmin ne tekniğin insanları kötülükten kurtaramayacağı, koruyamayacağı anlaşılmıştır.

   Bir hayat görüşüne dayanmayan bir tek sosyal müessese yoktur. Her devlet, anayasasında yazılı olsun olmasın teamülleri göz önünde bulundurur, kanunlarını, yönetmeliklerini vs. milletinin değerlerine-mukaddeslerine aykırı düşmeyecek şekilde yapar-hazırlar. Devlet sadece güvenlik güçlerinin yöneticisi değil, eğitim işlerinin de yönlendiricisidir. Devlet, bir hukuk sistemine, her hukuk sistemi de bir “hak hakkaniyet” idealine dayanır. Devlet, milletin manevi hayatını hukuki teminatlarla korur gözetir; millet, ise devletine inançlarından aldığı heyecanla güç verir sahip çıkar. Hal böyleyken bütün bu ilmî gerçeklere karşı çıkanlar psikolojik rahatsızlık içinde olduklarının farkındalar mı? ‘ilmîlik ve objektiflik’ten nasibi olmayanlar; bu jakoben tavırlarının hesabını vermeyeceklerini mi sanıyorlar? ‘Millî ittifak’a, devletin, milletin, ümmetin düşmanlarına karşı lider Türkiye mücadelesi veren bu milletin has evlatlarına yapılanlar cezasız mı kalacağını zannediyorlar? Teröristlere sahip çıkıldığı kadar kendi vatandaşına sahip çıkmayanlar, bu yaptıklarının bedelini ödemeyecekler mi? Aile ve gençlik meselemiz bunların hiç gündemine gelmez. Bu milletin derdiyle dertlenmeyen, dini/fikri/millî manevi hiçbir meselesi olmayan adamlardan siyasetçi mi olur? İşleri güçleri Cumhurbaşkanına hakaret! Hem de ilk defa bu milletin seçtiği Cumhurbaşkanına. Sevip sevmemek ayrı temsil edilen ayrı. Camiye girmesini bilmeyen, Bayram ve Cuma namazından bile haberi olmayan, laikliği put haline getirenleri bu milletin idaresine talip olan muhalefet bilmiyor mu? 

Meydan okudukları değerler her toplumda milleti millet yapan değerler değil mi? Yeryüzünde kutsalı olmayan insan ve medeniyet düşünülebilir mi? İnancının gereğini yerine getirenlere yapılan basın/yayın/sosyal medya zulmü, bu zulmü yapanların yanında olmanın izahı yapılabilir mi? Demokrasi deyip durdukları halde ihtilal denemesi yaptıkları 15 Temmuz’daki bu harekete canıyla/kanıyla ‘dur!’ diyen bu milletin yanında olmayanlar, hangi yüzle oy isteyecekler? Tükürülmek için mi? Her konuşmaları terörist sözcüsü gibi olanlar bu ülkenin adamı olabilir mi? Değer hükümleri ölçüleri kutsalları olmayanlarla hangi meseleyi konuşup çözebiliriz? Hangi hususta uzlaşabiliriz? ‘Yazıklar olsun!’ demekten başka. Cumhurbaşkanımızın zaman zaman millî-manevi-fikri meselelere vurgusu, hitabet gücünü de kullanarak yaptığı güzel konuşmalar bile; öfkeli, sinirli, hamasi nutuk muamelesi görüp parti içinde bile farklı değerlendirmelere yol açıyorsa, bu durum siyasî kültürün seviyesini ortaya koymaya yeter! Siyasetimizde ideal yoktur, fikir yoktur, hasbilik yoktur, orijinallik yoktur. Çünkü Batıcılık, siyaset meydanını büyük çöle döndürmüştür. Bu gerçeği kabullenmeden hiçbir müsbet hamle başarılamaz. Önce şu tarihi hakikati görmek gerekir: Hiçbir medeniyet dini/ahlakı reddetmez; her medeniyette ahlakın kaynağı din’dir. Bu tesbit ve dertlere rağmen asıl unutulan, ihmal edilen yapılan hizmetlerle beraber yürütülemeyen meselemiz aile ve gençlik meselemizdir. Bugün insanlığın önündeki en önemli mesele, bir “medeniyet ve insan” meselesidir. Siyasî, teknik, ekonomik olanlar bundan sonra gelir. Meselenin kökü buradadır. Bu zihniyetle, ne siyasi, ne iktisadi, ne sosyal, hiçbir sistemi temellendirmek ve amaçlandırmak mümkün değildir.

Lider ülke oluşumuz, dünyayı yönetmek iddiasında olan emperyalist devletlerin ülkemiz üzerindeki kirli ‘zalimlik planları’nın ilk maddesi de İslâm düşmanlığı ve Yahudileşme/Yahudileştirme planıdır. Peki biz ne ile meşgulüz? Türkiye gelişen dünya şartlarında kendi değişimini nasıl düzenleyecek? Belirmeye başlayan yeni sıkıntıları nasıl karşılayacak? Değerlendirme bekleyen imkanları nasıl kullanacak? Dinamik ve mücehhez bir istikrar ortamını nasıl devam ettirecek? ‘Terör ve bölücülük musîbeti’nin aydınlar tarafından ‘insan hakları ve özgürlük’ maskesiyle sahiplenilmesine hangi aydın kadrosuyla cevap verecek? Bu millete hizmet eden iç ve dış düşmanların her türlü çıkardıkları engelleri aşmaya çalışan AK Parti iktidarının bir zorluğu da bu! 

Türkiye’nin bu düzlemde elde ettiği başarılar, muhtemel krizlerin gölgesinde kalmamalı. 

Türkiye, güçleniyor ama Türkiye’nin varlık sebebi olan İslâm, ülkemizde kan kaybediyor. Şekli/içi boşaltılmış dindarlık değil, şuurlu, özüne sahip kemiyetten keyfiyete geçen, dostunu/düşmanını çok iyi tanıyan ‘Allah için seven, Allah için buğz eden’  Mü’min kimlik ve kişiliğini kaybetmeyen gençliğimizi yetiştirip ihmal etmemeliyiz. İslâmî kesimlerin de sekülerleşmesine, konformizm virüsü tarafından istilalarına mani olunmalıdır. Genç neslin bu ülkeye, bu ülkenin kültürüne, medeniyet birikimine aidiyeti yaşanmalı/yaşatılmalı. Bu ülkenin gençliğinin zihnen, ruhen, bedenen ve kültürel olarak karşı karşıya kaldığı tehlikeler, terör tehlikesinden de büyük ve ürpertici değil midir? Eğer bu mesele üzerine gidilmezse, elde ettiğimiz maddî başarılar, bizi ürpertici bir çıkmaz sokağın eşiğine sürükleyebilir. Türkiye maddî bakımdan güçlenirken, manevî (kültürel, entelektüel, rûhî) bakımdan fena hâlde çözülüyor, güç kaybediyor. 

Gençliğin zihnini, inanç dünyasını, ruhunu, değerlerini yerle bir eden saldırılar, teknolojik ve askerî başarıların gölgesinde kalmamalı. Şimdi ve geçmişte şehit kanlarıyla yoğrulmuş bir vatanımızı, devletimizi gençlerimize teslim edeceğimizi bildiğimiz halde son zamanlardaki değişim ve dönüşümün olumsuz etkilerinden gençlerimizi kurtaramadık. Toplum olarak da devlet olarak da geleceğimizi tehdit eden tehlikenin boyutlarının farkında değiliz hâlâ! Aile ve gençlik meselesi bu ülkenin birinci derecedeki meselesidir.  Gençlerini ihmal edenlerin geleceklerini kaybedecekleri gerçeği hep canlı tutulmalı. Bu ülkenin gençliği, bu ülkeye, değerlerine, medeniyet birikimine aidiyet bilincini hızla yitiriyor 

İnsanın iyiliğin yanında onun kötülüğe de meyyal bir damarı vardır. Nefsi arzuları, Allah’ın verdiği nimetleri, bolluğu ve imkânları bu arzulara ulaşmak için kullanmaları, hemen olanı istemesi, bu dünyadan başka bir dünya olduğu bilgisinin ve ona imanının zayıflığı, ya da hiç olmaması, cehalet, küresel zevk kültürünün yaygınlaşması, sonunda böyle doyumsuz ve azgın insanların elindeki medya ve bir yandan da şeytanın/şeytanlaşmış güçlerin de bunları teşvik ve tahrik etmesi hep aileye ve gençliğe vurmaktadır. 

Bu hususta gereken azami dikkat ve hassasiyetin gösterilmesi, icraata yansıtılması şarttır.

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close