BIST1.105,34%7.6014
USD7.6093%0.62
EURO8,9779%0.27
ALTIN472,56%-0.29
Akit HaberGündemGDO, ‘hibrit tohumu’ meşrulaştırma oyunu
Gündem

GDO, ‘hibrit tohumu’ meşrulaştırma oyunu

GDO ve hibrit tohumunun yaratılışa müdahale olduğunu, ayrıca aralarında hiçbir fark olmadığını belirten Gıda Hareketi Başkanı Kemal Özer, “GDO, hibriti meşrulaştırma oyunudur. ABD’de geleneksel tohum ve gıda üreticileri, hibrit tohumların organik tarımda kullanılmasının yasaklanması gerektiğini savunuyor. Çünkü hibritleştirme işlemi sisgenik hücre füzyon tekniği ile yapılır. Bu da bir genetik mühendislik faaliyetidir. Netice itibariyle de, bitkinin veya canlının genetik yapısını değiştirir” dedi

31 Ağustos 2020 15:28

Gıda Hareketi Başkanı Kemal Özer ile küresel güçlerin insanlığın imhasına ve nesillerin ifsadına yönelik şeytani çalışmalarını ve sömürgeci çabalarını konuştuk.

GDO üzerine önemli bir mücadele yürütüyorsunuz. GDO’nun ne olduğunu özetleyebilir misiniz?

- GDO, genetiği değiştirilmiş organizmalar ibaresinin kısa yazılışı olup, tariften de anlaşılacağı üzere yaratılışa müdahale, fıtratı değiştirme, Allah-ü Teâlâ’nın yaratma biçimini beğenmeyip, ilahlık taslama faaliyetidir. Bunun değişik usulleri vardır.

Ne gibi usûller?

- Bitki, hayvan, mantar, bakteri, enzim, virüs gibi canlı türlerinin fıtrî yapısına müdahale edilirken kullanılan müdahale, tür dışı gen aktarımı ve tür içi gen aktarımı, çıkarılması ve/veya değişimi şeklinde iki usûlde yapılıyor. Tür dışı aktarıma ‘GDO’, tür içine ise ‘hibrit’ deniliyor.

Hibrit te genetik müdahaledir

Hibrit de mi genetik müdahale, oysa bazıları öyle olmadığını söylüyor…

- Elbette genetik müdahale. Öyle olmasa nasıl kısırlaştıracaksınız. Adı ne olursa olsun, hangi yöntemle yapılırsa yapılsın, bir canlının yapısına müdahale ediyor ve fıtratını değiştiriyorsanız, o genetik müdahaledir. Hibrit de böyledir. ‘Bazıları’ dediğiniz kimseler bu işten nemalanan kişiler. Tohumu mülkiyetlerine geçirip para kazanmaya çalışan veya insanlığı kontrol altına almaya çalışan yapılar.

Kim bu yapılar?

- Bu yapıların kim olduklarından çok nerede yuvalandıkları daha önemli. Bunlar üniversitelerde, bürokraside, kimya, ilaç, aşı ve tohum şirketlerinde yuvalanan ve birbirlerini besleyen yapılar ve kişiler. Amaçları ise kendilerinden daha kirli.

Peki, neyi amaçlıyorlar?

- Bunların gâyesi insanlığı yönetmek. Tabi ki, bunlardan kastettiğimiz küresel ağa babalar. Yani fikir, teknoloji ve sermayenin sahipleri... Diğerleri ise taşeron. Ne yaptığını bilmeyen akademik ve ticarî faaliyet yaptığını sanan kuklalar. Kime ve neye hizmet ettiklerini bilmeyecek kadar zavallılar. Yaptıkları işi bilim sanan ve bir nev’i bilime de tapan, kelimenin tam mânâsıyla cühela takımı.

“Hibritleştirme genetik mühendislik faaliyetidir"

GDO ve hibrit arasındaki benzerlikler ve zararları hakkında ne dersiniz?

- ABD’de geleneksel tohum ve gıda üreticileri, hücre füzyonu ile oluşturulan ‘F1’ yani hibrit tohumların organik tarımda kullanılmasının yasaklanması gerektiğini savunuyor. Çünkü hibritleştirme işlemi sisgenik hücre füzyon tekniği ile yapılır. Bu da bir genetik mühendislik faaliyetidir. Netice itibariyle de, bitkinin veya canlının genetik yapısını değiştirir. Bu değişimin ne tür neticeler doğuracağını kestirmek için birkaç insan nesli değişimine ihtiyaç vardır. Zararlarına gelince... Hibritin tarihçesi hayli eski yani bir asrı devirdiğine göre pek çok netice ortaya çıktı. İlki, tohumun mülkiyeti insanlığın ortak malı olmaktan çıkıp, şirketlere geçti, geçiyor. Bu insanlık için en büyük tehdittir. İkincisi, besin değerleri çok düşük, dolayısıyla insanlar fizikî olarak doyuyor ama biyolojik olarak beslenemiyor. Üçüncüsü, toprak bağımlı, insan bağımlı, çiftçi bağımlı, devletler bağımlı. Dördüncüsü, alerjen hastalıklar çok arttı. Mesela çölyak... Bu ölümcül hastalık, 2. Dünya savaşı sonrasında ortaya çıktı. Sebebi, buğdaylara sisgenik hücre füzyon tekniği ile müdahale. Neticesinde, glüten alerjisi denilen ölümcül bir netice çıkıyor. Teşhisi çok güç ve yaygın bir rahatsızlık.

‘Melezleştirme’ de denilen hibrit buğdaylar incelendiğinde ebeveyn türde olmayan en az 14 yeni protein tespit ediliyor. Bunların ise başta çölyak olmak üzere pek çok hastalığa neden olduğu belirlenir. Yani beslenmek için yediğiniz şey sizde farklı hastalıklara neden oluyor ve utanmadan bunu savunuyorlar.

O halde hibrit ile GDO arasında bir fark yok?

- Hem yaratılışa müdahale, hem de sonuçları açısından hiçbir fark yok. GDO ve hibrit ayrımı yapmak bile tehlikeli. Çünkü GDO, hibriti meşrulaştırma oyunu, silahı. Şimdi bunu dediğimizde bu işten nemalananlar ile bu işi bildiğini sananlar bazı çevreler hop oturup hop kalkacaklar. Ama önemli değil. Ahlâk ve adalet doğru söylemeyi gerektirir. Birilerinin gönlünü hoş tutmayı değil.

Siz sürekli bunların fıtrata müdahale olduğunu söylüyorsunuz, bu hususta âyet örnekleri de getiriyorsunuz, biraz açar mısınız?

- Nisa Suresi 119’da şeytan: “İnsanlara emredeceğim, onlar da Allah’ın yaratma biçimini değiştirecekler” diyor. Bakara 205’de ise Allah-ü Teâlâ hars ve nesle müdahalenin bozgunculuk olduğunu, Allah ile savaş olduğunu belirtiyor. Buradaki ‘hars’ kelimesini izah edelim. Ancak evvelinde bir Ayet-i daha hatırlatalım. Tohum ve hayvan işiyle uğraşanlar diyor ki, “hayvan ıslahı, bitki ıslahı…” Hitler de insan ıslahından söz ediyordu. Hitlerin izini sürenler de bu cümleleri sürdürüyorlar ve hatta yapıyorlar. Oysa Allah (c.c.) Bakara 11-12’de “Onlar ıslah edicileriz derler, hâlbuki onlar ifsad edicidirler” buyurur.

Hars kelimesini izah edecektiniz…

- Evet, konu geniş olunca insan unutabiliyor. Hars kelimesini mealciler genellikle “ekin” diye tercüme ediyor. Ayet-i Kerime’deki “hars” kelimesinin fıtrat, tohum, toprak, kadın, rahim, sperm, canlıların neslini idame ettirmesi ve ekin şeklinde uzayıp giden mânâları var. Yani hayatiyeti oluşturan tüm unsurlara verilen ortak ad diyebiliriz. Bir zamanlar hars, bugünkü kültür kelimesinin yerine kullanılıyordu. Kültür de bütün birikimi ifade etmez mi? Yani bu müdahaleler bütün harsa yani nesil emniyetine yöneliktir ve bu bir savaştır.

Şeytanın düşmanlığının en açık tezahürü

Savaştan maksadınız nedir, biraz açar mısınız?

- Bu, Allah’a, Allah’ın yaratma biçimine, insana, insanın geleceğine yönelik bir savaş. Şeytanın insana düşmanlığının en açık tezahürlerinden biri. Bundan bazıları teknolojiye karşı olmak mânâsı çıkarıyor. “Allah, bunun böyle olacağını bilmiyor muydu, öyle olsa izin vermezdi” gibi basiretsiz teviller yapıyor. Hâşâ, Allah (c.c.) şeytanın ne yapacağını bilmiyor muydu? Bir Müslüman böyle düşünemez. Bunlar imtihanın parçalarıdır. Her türlü bilgi ve aleti hayra ve şerre kullanmak insanın elinde olan bir şeydir. İmtihanda kötü not alan talebenin hocayı suçlamasından farkı yok bu zırvaların. İyi yapınca kendinden bilip, kötü olunca da faturayı hâşâ Allah’a kesmek, şeytanî vesvesenin bir sonucu. Netice itibariyle, canlılara genetik müdahaleler, insanlığa doğrultmuş en tehlikeli silahtır. Bu, İslam’ın canın, aklın, malın, dinin ve neslin korunması emriyle savaştır.

“Tohumu kontrol eden insanlığı kontrol eder"

n Biraz da sağlık meselesini konuşsak... Mesela kronik olan hastalıklarda verilen ilaçlar tedavi etmiyor, dev bütçeler, ama ömür boyu kullanacaksın denilen ilaçlar… Neler olup bitiyor?

- Amaç tedavi etmek değil. Bağımlı kılmak. İnsanı kontrol etmek. İnsanı kontrol eden dünyayı yönetir. Haberi kontrol eden dünyayı yönetir. Tohumu kontrol eden insanlığı kontrol eder. İlaç ve aşı bir şifa aracı olmaktan çoktan çıktı. Onlar artık birer silah. Bu kirli düzen nasıl sürecek? Tabii ki haberi, tohumu, ilacı, aşıyı dolayısıyla insanı kontrol ederek. Sağlıklı insanlar her meseleyle ilgilenir. Hasta insanlar sadece kendi dertlerini düşünürler.

Diyabet olmalısınız ve kalmalısınız ki, sadece kendi derdinizle ilgilenin. Kanser olmalısınız ki, devletlerinizin içi boşaltılsın. Engelli doğumlar artmalı ki, devletler ve aileler çaresizlik içinde kıvransın. Kısırlaştırılın ki, yok olup gidin. Kalp krizleri yaygınlaşsın ki, nüfus azalsın. Hepsi birbirinin aynı neticeleri doğurur.

Bizim temel meselemiz, bunları görecek, düşünecek, akledecek siyasetçi, bürokrat, akademisyen, tüccar, gazeteci, fikir adamı kıtlığıdır. Okumuş adamımız, diplomalımız çok, ama feraset ve basiretli insanımız pek az. İrfan ve hikmet bizi çoktan terk etmiş. Kıblemiz şaşık… Bu yüzden meseleleri doğru teşhis edemiyoruz. Teşhis doğru olmadan tedavi yapamazsınız. Teşhis doğru olsa, ama tedavi yanlış olsa o da işe yaramaz.

Modern bilim her şeyi paramparça ettin Çâre ne?

- Çâre tevhide dönmek. İslam’ın tevhidine, kâinatın tevhidine, tıbbın tevhidine, tabiatın tevhidine, insanın tevhidine. Modern bilim her şeyi param parça ederek içinden çıkılmaz hâle getirdi ve bunu bilerek yaptı. Biz ise işi aslına tevdiye memuruz. İnsan üç yüz bilmem kaç uzuvdan oluşan bir otomobil değil. İnsan, eşya değil. Bitki, eşya değil. Hayvan, eşya değil. Ayrıca eşya bile bizim nazarımızda mükerremdir. Hikmet her yeri yerli yerine koymak ve yaratılışın hakikatine ermek demek değil mi? İnsanı, hayvanı, bitkisi ve diğer canlıları hedef tahtası yapan değil, muhafaza eden bir bilim usulüne ihtiyaç var ve o da bizde mevcut. Ama görecek göz, idrak edecek akıl lazım.

Küresel örgütlerle ilgili birkaç soru ile bitirelim. Mesela Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Tarım Teşkilatı hakkında neler söylemek istersiniz?

- BM’ye ve AB’ye bağlı bu ve benzer teşkilatların yegâne amacı, küresel iblislerin işlerini kolaylaştırmak. İşlerini şirketler ve şahıslar üzerinden yapamadıkları için bu kuruluşları maşa olarak kullanıyorlar. Bunları putlaştırıp veya bunların sözlerini vahiy gibi gösterip, insanları aldatıyorlar. Allah’ın hükümlerine kafa tutanlar, bunların sözleri karşısında mum gibi eriyorlar. Bunlar, insanı ve insanlığı ele geçirmek için taşeron müesseselerdir.

Mesela ABD’nin FDA ile AB’nin EFSA’sının hükümleri tüm akademik çevrelerce hâşâ ilahî hüküm gibi algılanır. Müslüman olduğunu söyleyenler bile, Sünneti, İbn-i Sina’yı küçümserler ama bunların yalanlarına asla itiraz etmezler. Ne yazık ki, zihinler de işgal altında.

Dünya Ticaret Örgütü’nün kuruluşundan çok kısa süre sonra yani 1995’in ilk aylarında mevzuat metnini TBMM’de incelemeden kabul ettik? Bu mevzuat bizlere ne kazandırdı ne kaybettirdi?

- Hürriyetimizi!.. 21 bin sayfalık doküman bu ülkenin Meclis’inden 1995’de 1 saatte geçti. Sadece bizim değil kabul eden tüm ülkelerin.

Yorumlar