2.ManşetGündem

I. Dünya Savaşı’nı ya Almanlar kazansaydı?

Savaşın yüzüncü yılı geride kalmaktayken sorulan bu soru, bir “strateji oyunu” için değil; karşı olgusal varsayımlar çatışmayı daha nesnel değerlendirmemizi sağlarlar.

Yazıya başlık olan “I. Dünya Savaşı’nı ya Almanlar kazansaydı?” sorusunun içinden geçtiğimiz tarihi süreçte ne tür bir önemi olabilir? Savaştan İngiltere ve müttefikleri galip çıktığına göre ve Ortadoğu dahil olmak üzere dünyanın özellikle Batı dışında kalan bölgeleri de bu bloğun çıkarlarına uygun bir şekilde yeniden dizayn edildiğine göre Almanya ve dolayısıyla müttefiki olarak Osmanlı Devleti savaştan galip çıksaydı ne olurdu diye bir beyin jimnastiği yapmanın ne faydası olabilir? Yazar Martin Kettle “savaşın yüzüncü yılı geride kalmaktayken sorulan bu soru, bir “strateji oyunu” için değil; karşıolgusal varsayımlar çatışmayı daha nesnel değerlendirmemizi sağlarlar” diyerek söz konusu sorunun önemini işaret ediyor. Savaşın mağlup tarafı olarak bizim bu soruyu sormamız ise 2014 yılına girmişken hiç şüphesiz savaş sonrasında maruz kaldığımız dayatmaları sorgulamaya açmamız için ve bazı yaptırımların kanıksanmaya başlandığının ayırdına varmamız için de gerekli olabilir. DÜBAM olarak benzer bir beyin jimnastiğine kapı aralaması ümidiyle Martin Kettle’in yazısını Dünya Bülteni okurlarının dikkatine sunuyoruz:

İnsan ilişkileri üzerine çalışıp, diyalektik materyalizmin kutsal elleri ya da çelikten yasalarını görmüş kişilerin duyduklarında sinirlendikleri bir soru vardır: “Ya işler farklı sonuçlansaydı?” Sovyet Rusyası tarihçisi E.H. Carr’a göre, tarihte “gerçekte” olmuş olanın tersi bir şekilde, “şöyle olsaydı böyle olurdu” üzerine konuşmak, bir tür “strateji oyunu”ndan daha fazla bir anlam taşımamaktaydı. Benzer bir şekilde, “İngiliz İşçi Sınıfının Kendini Oluşturması” kitabının yazarı E.P. Thompson’a göre de, bu tarz gerçekdışı varsayımlar “tarihsel olmayan saçmalıklar”dan ibaretti.

Diğer tarihçiler ise bu tarz bir yaklaşım hakkında bu kadar kesin yargılı değillerdi. Örneğin, Johan Huizinga: “Tarihçi, daima kendisini geçmişte bilinen etkenlerin farklı sonuçlara neden olabileceğini gördüğü bir noktaya koymalıdır” diye yazmıştır. Hugh Trevor-Roper da, tarihin herhangi bir anında, her zaman için diğer seçeneklerin mevcut olduğunu öne sürmektedir.

Ne mutlu ki, bu tartışmaların hiçbiri kurgu ya da halk romancılarını yaptıkları işten vazgeçirmemekte. 1940’da Almanya’nın Britanya savaşından galip çıkması olasılığı ise, her ulusun tarihi olaylar hakkında “geçmişte öyle olmuş olmasını umduğu, ancak aslında öyle tezahür etmemiş” milli söylencelerinden biraz farklı bir durum arz etmekte. Daha 1964’te, Kevin Brownlow ve Andrew Mollo’nun “It Happened Here” filmi, o zamana kadar düşüncesi dahi hoş karşılanmayan, savaştan galip çıkmış bir Almanya’nın sonucunda ortaya çıkabilecek olan “Hitler Biritanyası”yla işbirliği gündeme gelebilirdi, fikrini gündeme getirdi. Daha yakın bir geçmişte, içlerinde Robert Harris’ın “Fatherland”, Owen Sheers’ın “Resistance” ve C.J. Sansom’ın “Dominon”’unun da bulunduğu romanlar silsilesi aynı konuyu ele alıyordu: Savaşı ya Almanlar kazansaydı?

Karşılaştırmak gerekirse, I.Dünya Savaşı çok daha az spekülasyona konu olmuştu. Britanya, Ağustos 1914’deki Avrupa savaşına müdahil olmayabilirdi, fikrini bir makalesinde değerlendiren Niall Ferguson ise, bu konudaki istisnalardan biri. Ferguson, Avrupa Birliği fikrine muhalif olması nedeniyle Alman İmparatoru’nu geleceğin Avrupa Birliği’nin manevi babası olarak tanımlamaya fazla hevesli olsa da, 1914 Britanya hükümeti hakkındaki tartışmalarla ilgili yazdıkları oldukça etkileyici. Zira Britanya’da Herbert Asquith’in Liberal hükümeti çok kolay bir şekilde savaşın dışında kalmaya karar verebilirdi; ki bu kararı vermesine ramak kalmıştı.

Savaşın ardından neredeyse bir asır geçmiş olmasına rağmen, 2014 yılı da anma törenlerinin nasıl yapılması gerektiği ve bu savaş sonucu edinilen herhangi bir şeyin olup olmadığına dair tartışmalara gebe. I.Dünya Savaşı hakkındaki tartışmalar, hali hazırda, karşılıklı anlayıştan yoksun, iki farklı görüş ekseninde gerçekleşmekte. Bir tarafta, Margeret MacMillan gibi, savaşı “tam anlamıyla bir felaket” olarak tanımlayanlar mevcutken; diğer tarafta, her ne olursa olsun bu savaşın bir şey uğruna olduğunu iddia edenler bulunuyor. MacMillan, o dönemde savaşın tüm tarafların savaşın makul bir nedeni olduğuna inandıklarını belirtiyor: “Savaşanların kandırılmış olduğunu söylemek bu savaşı küçümseyici ve yanlış bir düşünce olacaktır.”

Peki, I.Dünya Savaşı gerçekten ne içindi? Bu soruya yanıt bulabilmek için, öncelikle, imparatorluklar arasında gerçekleşmiş bu savaşa konu olan imparatorluklar arasında bir ayrım yapabilmek gerekir. Ancak bu tarz bir ayrım, ne verilen kurbanları toplumsal bir mite dönüştüren Britanya ve Fransa tarafında, ne de yaşananları “felaket” olarak niteleyen diğer cephede nadiren görülmekte.

Hakim söylemleri daha fazla sorgulamaya hatta ötesine geçmeye çalıştıkça, ki önümüzdeki yıllar ve yüz yıllarda yapmamız gereken de bu, savaş üzerine daha fazla varsayımda bulunmak, savaş başka türlü sonuçlansaydı ne olurdu diye düşünmek, bu süreçte katkı sağlayıcı olabilir.

I.Dünya Savaşı, Kasım 1918’de, Alman ordularının Compiegne yakınlarında teslim olmasıyla sonlandı. Ancak, Lundendroff’un Paris’e ve kanallara yaptığı taarruz başarılı olsaydı, savaş 1918 baharında çok farklı bir şekilde de sonuçlanabilirdi; ki buna ramak kalmıştı. Eğer savaş bu şekilde sonuçlansaydı, 20.yy Avrupa’sı nasıl bir yer olurdu?

Çok açık ki, Almanya tarafından domine edilir ve şekillendirilirdi. Ama nasıl bir Almanya? Militarist, muhafazakâr ve baskıcı Prusya gücüyle yaratılmış Bismarck Almanya’sı mı, yoksa 20.yüzyıl Avrupa’sının en büyük işçi hareketine sahip Almanya mı? 1918 sonrası Alman tarihi, bu ikisi arasındaki çekişmeden teşekkül eder, sonuçta hangisinin galip geleceğini ise kimse söyleyemezdi.

Ancak söylenebilecek bir şey var ki; galip bir Almanya, Postdam Antlaşması’na mağlup müttefikleri barışa zorladığı gibi, kendisinden Fransa tarafından Versailles’da talep edilen savaş tazminatını ödemek ve sorunun çözümü için talep edilenleri yerine getirmek zorunda olmazdı. Sonuç olarak, Hitler’in yükselişi ve buna bağlı olarak Yahudi Soykırımı ve II. Dünya Savaşı daha az muhtemel olurdu. Almanya Yahudileri hayatta kalsaydı, Siyonizm, Hitler’in yenilgisinin ardından haklı olarak talep ettiği uluslararası manevi gücü elde edemeyebilirlerdi. Savaşı Almanya kazansaydı, modern Ortadoğu tarihi de bambaşka olurdu; zira bu durumda Türkiye de 1918’in kısmen galiplerinden biri olurdu.

Almanya İmparatorluğu Avrupa’sında, mağlup bir Fransa’nın faşizmin ocağı olması daha muhtemeldi. Çelik ve kömür yataklarıyla bilinen Alsace-Lorraine bölgesinin yanı sıra, Fransa ordusu ve deniz kuvvetleri de Almanya’nın himayesinde olurdu. Aynı zamanda, mağlup bir Britanya deniz donanmasını Heligoland Bright’ın dibinde bulur, Ortadoğu ve Alman Körfezi’ndeki petrole olan ilgisinden vazgeçmeye zorlanır ve Hindistan milliyetçiliğini baskı altına alamazdı. Pratikte, Britanya İmparatorluğu devamını sağlayamazdı. Bugünün Britanya’sı, prenssiz Danimarka gibi, mütevazı kuzey Avrupa sosyal demokrat cumhuriyetlerinden birine benzeyebilirdi.

Aynı zamanda, galip bir Almanya’nın Amerika’nın savaşa girişinin önünü kesebilmiş olması ihtimalinde, Amerika katı ancak soyutlanmış bir güç haline gelir ve uluslararası düzene yön veren bir aktör olamayabilirdi. Franklin Roosevelt, Amerika’nın savaş sonrası ekonomik sorunlarını çözmüş, ancak Avrupa’da bir savaşta yer almamış olurdu. Yine de Japonya’ya karşı savaşmış olabilirdi. Sovyetler Birliği, galip bir Almanya’nın yanı başında temkinli ancak güçlü bir komşu olarak yer alır ve istikrar bozucu bir unsur olabilirdi. Ancak 1941’de olduğu gibi işgal de edilemeyebilirdi. Ve II. Dünya Savaşı olmaksızın, soğuk savaş da asla yaşanmazdı.

Tüm bunlar bir tür “strateji oyunu” mu? Besbelli öyle. Ancak, yine de, sonuçların ne denli önemli olduğunu kavrayabiliyoruz. Almanya 1918’de kazansaydı, Avrupa başka bir yer olurdu. Gaddar, baskıcı ve birçok konuda öngörülemez olurdu. Ancak, söylemesi makul olan bir şey var ki; 20.yy Avrupa’sında çok daha az insan ölmüş olurdu. Başka hiçbir şey olmasa dahi, bu varsayım dikkate alınmaya değer. I. Dünya Savaşı bataklıkta gerçekleşmiş bir felaketti. Ancak trajik kayıpların yanı sıra, savaş bir şey uğrunaydı da aynı zamanda. Tabii ki, savaşın sonunda ne olduğu ya da olmadığı bir fark yarattı. Ancak 2014’e giriyorken, birbirine hasım milliyetçi söylemlerin ötesine geçip, savaşı daha nesnel ve sorumlu bir şekilde görmeyi öğrenmemiz gerekmekte.

Kaynak: The Guardian

Çeviren: Sedcan Altundal

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close